
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

1 yıl önce(last modified 336 gün önce)
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Veren Elin Üstünlüğü
Veren Elin Üstünlüğü
Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir.
Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir.
Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Veren Elin Üstünlüğü

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Veren Elin Üstünlüğü
Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir.
Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir.
Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sadakalar Belayı Defeder
Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mektûbât (Erişim 1 Eylül 2024), Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Sadakalar Belayı Defeder

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mektûbât (Erişim 1 Eylül 2024), Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İhlasla Vermenin Ölçüsü
İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 31 Ağustos 2024), Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İhlasla Vermenin Ölçüsü

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 31 Ağustos 2024), Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İNFAK BÖLÜMÜ
İNFAK BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
İNFAK BÖLÜMÜ

Musibetlerin Dili-2
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-2

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Musibetlerin Dili-1
Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-1

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hayatı, Verene Teslim Etmeli

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.