
Doç. Dr. Veysel KASAR
Doç. Dr. Veysel KASAR
1961 yılında Manisa’da doğdu. İlkokulu köyde, lise eğitimini ise Demirci’de tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni 1986’da bitirdi. Bir süre Tasvir, Yeni Nesil ve Yeni Asya gazetelerinde muhabir, editör ve araştırmacı olarak çalıştı. 1992-1994 yılları arasında Şanlıurfa Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı. 1994’te Harran Üniversitesi Rektörlüğü Arapça ve Osmanlıca okutmanı oldu. 1996’da Kelam Anabilim Dalında “İsmail Fenni Ertuğrul ve Çağdaşlarına Göre Ruh Meselesi” adlı yüksek lisans tezini bitirdi. 1996’dan sonra Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2002’de “Halîmî’nin Şuabü’l-Îmân’ında Kelam” adlı doktora tezini tamamladı. 2019’da Doçent ünvanını aldı. Halen Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Kelam Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yazarın; alanıyla ilgili akademik dergilerde makaleleri, sempozyumlarda sunulmuş ve yayınlanmış tebliğleri bulunmaktadır.
Doç. Dr. Veysel KASAR

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Doç. Dr. Veysel KASAR
1961 yılında Manisa’da doğdu. İlkokulu köyde, lise eğitimini ise Demirci’de tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni 1986’da bitirdi. Bir süre Tasvir, Yeni Nesil ve Yeni Asya gazetelerinde muhabir, editör ve araştırmacı olarak çalıştı. 1992-1994 yılları arasında Şanlıurfa Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı. 1994’te Harran Üniversitesi Rektörlüğü Arapça ve Osmanlıca okutmanı oldu. 1996’da Kelam Anabilim Dalında “İsmail Fenni Ertuğrul ve Çağdaşlarına Göre Ruh Meselesi” adlı yüksek lisans tezini bitirdi. 1996’dan sonra Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2002’de “Halîmî’nin Şuabü’l-Îmân’ında Kelam” adlı doktora tezini tamamladı. 2019’da Doçent ünvanını aldı. Halen Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Kelam Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yazarın; alanıyla ilgili akademik dergilerde makaleleri, sempozyumlarda sunulmuş ve yayınlanmış tebliğleri bulunmaktadır.

Takdim
Takdim
İman, Dua ve Tevekkül ile Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu çalışma yıllar önce bir gazete köşesinde günlük olarak kaleme alınan yazılardan oluşmaktadır.
Köşe yazıları kısmen içinde bulunduğu zamanın anlayışını yansıtır. Ancak bu yazılar üzerinde tekrar düşünüldü ve birçok ekleme ve çıkarmalar yapıldı. Günümüz gençleri ve orta seviyede dinî bilgi sahibi olanlara yönelik muhteva oluşturma gayreti gösterildi.
Yazıları bilgisayar ortamına Muhammet Suphi Kılıç geçirdi. Dikkatli bir okuyucu olmanın yanında titiz bir gözlemci de olan Kılıç’ın yazıları bilgisayar ortamına aktarırken ilk izlenimleri ve bana olan teşvikleri bu eserin ortaya çıkmasına vesile oldu. Ele alınan konuların her genç ve orta seviyede dinî bilgi sahibi bir insana faydalı olacağı ve bu yazıların değerlendirilmesi gerektiği yönündeki ifadeleri kitabın ilk nüvesini oluşturdu. Ardından elimizdeki yazıları ilgili oldukları temel meselelere göre sınıflandırdık.
Özlenen Hayat Anlayışı başlıklı bu çalışmada akademik bir gaye izlenmedi. Konular kimi yerde bir, bazen de iki sahifede bitirildi. Maksadımız İslâm ve Kur’ân soluyan ülkemizde insanların iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür konularında sade bir Müslümanın sahip olması gereken bilgi hazinesine küçük bir katkı sunmaya yöneliktir. Eserin başlıklarını açıklamada Kur’ân ayetlerine, hadislere ve yer yer de Risale-i Nur külliyatındaki açıklamalara yer verildi.
Gayret bizden tevfik ve inayet her şeyi yaratan ve terbiye eden Rabbimizdendir.Mütebahhir, “Takdim”.
Takdim

1 yıl önce(last modified 285 gün önce)
Takdim
İman, Dua ve Tevekkül ile Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu çalışma yıllar önce bir gazete köşesinde günlük olarak kaleme alınan yazılardan oluşmaktadır.
Köşe yazıları kısmen içinde bulunduğu zamanın anlayışını yansıtır. Ancak bu yazılar üzerinde tekrar düşünüldü ve birçok ekleme ve çıkarmalar yapıldı. Günümüz gençleri ve orta seviyede dinî bilgi sahibi olanlara yönelik muhteva oluşturma gayreti gösterildi.
Yazıları bilgisayar ortamına Muhammet Suphi Kılıç geçirdi. Dikkatli bir okuyucu olmanın yanında titiz bir gözlemci de olan Kılıç’ın yazıları bilgisayar ortamına aktarırken ilk izlenimleri ve bana olan teşvikleri bu eserin ortaya çıkmasına vesile oldu. Ele alınan konuların her genç ve orta seviyede dinî bilgi sahibi bir insana faydalı olacağı ve bu yazıların değerlendirilmesi gerektiği yönündeki ifadeleri kitabın ilk nüvesini oluşturdu. Ardından elimizdeki yazıları ilgili oldukları temel meselelere göre sınıflandırdık.
Özlenen Hayat Anlayışı başlıklı bu çalışmada akademik bir gaye izlenmedi. Konular kimi yerde bir, bazen de iki sahifede bitirildi. Maksadımız İslâm ve Kur’ân soluyan ülkemizde insanların iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür konularında sade bir Müslümanın sahip olması gereken bilgi hazinesine küçük bir katkı sunmaya yöneliktir. Eserin başlıklarını açıklamada Kur’ân ayetlerine, hadislere ve yer yer de Risale-i Nur külliyatındaki açıklamalara yer verildi.
Gayret bizden tevfik ve inayet her şeyi yaratan ve terbiye eden Rabbimizdendir.Mütebahhir, “Takdim”.

Giriş
Giriş
İnsanın bu dünyadaki en önemli görevi Allah’ı tanımaktır, “Ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve niçin gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramaktır. Yaratıcısını tanımadan günlük beşerî ihtiyaçları gidermekle yaşantısını sürdüren nice insanlarımız vardır. Böyle bir tercih aslında insanın tek taraflı görülmesiyle ilgilidir. Oysa insan hem madde hem de ruh olmak üzere iki yönlüdür. Ruh yönünü vicdan, akıl, iman ve duygularla birlikte ifade etmek daha güzel olur.
İnsanın ikinci yönü olan ruh ve ruhla ilgili kavramlar ancak dinlerin getirdikleri mesajlarla açıklanabilir. Çünkü bunları sadece yeme-içme, uyuma ve iskân, ibate ve iaşeyle açıklığa kavuşturmak imkânsızdır. İnsanın ruhi ve manevi yönünü biz Kur’ân’dan ve Kur’ân’ı açıklayan ilk kaynak olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri ve hayatından öğrenmekteyiz. Kur’ân ve sünnete dikkatle eğilen alimler de bu yönümüzü içinde bulunduğumuz devre, zamana ve şartlara göre açıklamaya katkı sunmuşlardır.
Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu mütevazi çalışmadaki temel başlıklarda yer alan iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür aslında insanın hayatını anlamlı hale getiren en temel kavramlardır. Sadece maddi ihtiyaçları temin etme ve hayatı sürdürme insanın asli bir gayesi olamaz. İnsanı var eden ve hayatını binlerce nimet ve güzelliklerle destekleyen bir yaratıcıyı tanımamak insan için büyük bir kayıp ve hüsrandır. Bu yalın gerçek kimi insanlarımızın gözlerinden ırak kalabiliyor.
Kitabın ilk bölümünde bu konuyla ilgili kısa ve dikkatlerimizi iman ve Allah’a çeviren yazılara yer verildi. Bunların her birisi daha derin ve çok ayrıntılı açıklamalara girilmek suretiyle geliştirilme imkânına sahiptir.
İnsanın manevi yönüyle ilgili ikinci bir temel kavram da duadır. Dua insanın psikolojisi ve sosyal hayatı içinde büyük bir güç kaynağıdır. Duadan uzak yaşamak insan için tarifi zor bir durumdur. Biz bu çalışmada dua ve insan ilişkisinin bazı kısımlarına temas etmekle yetindik. Elbette bu başlık da farklı açılardan incelenmeyi hak eder. Kitabın hacmi içinde gençlerimiz ve insanlarımız tarafından dua ve Yaratıcı arasında bilinmesi gerekli olanlardan bazılarına burada yer verildi.
Allah’ı tanıdıktan sonra önemli bir kavram da tevekküldür. Eserde tevekkül kavramı imanın bir neticesi ve meyvesi olarak ele alınmıştır. Tevekkülün yanlış kullanımı İslâm’ın değil, insanın kusurudur. Bu kavram hakkında yeterli bilinç ve bilgi sahibi olmak İslâmî inançların bütünü içinde önemli bir yere sahiptir. Çalışmada bunların bir kısmına dikkat çekilmiştir. Tevekkülü uygun ve doğru kullanmak ruh sağlığına olumlu bir katkı sunar. Çünkü insanın aklı, imkânı ve çevresine güvenerek her şeyin üstesinden geleceği düşüncesi ifrat hale ulaşırsa fertlerin ruhsal sağlığını tehdit eden bir maraz haline gelebilmektedir.
İnsan denince hayatta hata, günah ve sürçmelerden uzak kalmak mümkün değil. Beşerin anlamı da zaten burada gizli. Hatalı ve kusurlu olmak insan olarak hepimizin temel niteliği. Ancak sadece hata ve kusura odaklanıp orada kalmak da ayrı bir eksikliktir. İşte bu noktadan Allah’tan bize ulaşan ilâhî kelam Kur’ân ve vahiylerinde insanı günahlardan arındıran bir sisteme yer vermiştir: Tövbe ve istiğfar. Tövbe bizi tamir eden; kendimize, çevremize ve Rabbimize karşı daha bir şevkle güzel işler yapmaya sevk eden önemli bir motivasyondur. İnsanın hata ve günahlarını en iyi bilen Allah’tır. Onları afv ve mağfiretle silecek olan da odur. Böyle bir inanç insanı hayata ve cemiyete sıkı sıkıya bağlar. Aksi halde günahları tanıdıktan sonra silip tamir etme yolunu bilmeyenler kendilerine ve çevreye kötülük eder. Kitabımızın bu bölümünde de gençler ve orta seviyede bilgi sahibi olmaya istekli insanlarımıza küçük katkılar sunmaya gayret ettik. Elbette ki yazanlar da hatalardan müstağni değildir.
Kitabın infakla ilgili başlıkları sosyal hayatımızın ve İslâm medeniyetinin can damarı olan bir konudur. Deprem, musibetler, savaşlar ve kesilmeyen göçler infak hasletimizin ne derece hayati bir özellik oluşunu anlatmaya yeter. Bugün Türkiye fakir ve ihtiyaç içindeki nice ülkelere yardımlar ulaştırmada dünyada ön sıralardadır. Bu başarı ve üstünlük infak hasletimiz sayesindedir. Temeli ise Kur’ân ve sünnettir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size rahmet etsin.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Edeb, 65 (No. 4941). mealindeki hadisi infak kültürümüzü besleyen can damarıdır.
Kitabımızın başlıklarında dinî vazifelere dikkat çekmenin yanında insanın hayatına anlam katan bir yaşantı modeline de yer verildi. Bu durum İslâm’ın fıtrat dini olduğunu gösteriyor. Gençlerimiz ve insanlarımızın hayatını mutlu kılan İslâmî temel özelliklerin tanınmasına bir vesile olması niyaz ve duasıyla…
Giriş

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Giriş
İnsanın bu dünyadaki en önemli görevi Allah’ı tanımaktır, “Ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve niçin gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramaktır. Yaratıcısını tanımadan günlük beşerî ihtiyaçları gidermekle yaşantısını sürdüren nice insanlarımız vardır. Böyle bir tercih aslında insanın tek taraflı görülmesiyle ilgilidir. Oysa insan hem madde hem de ruh olmak üzere iki yönlüdür. Ruh yönünü vicdan, akıl, iman ve duygularla birlikte ifade etmek daha güzel olur.
İnsanın ikinci yönü olan ruh ve ruhla ilgili kavramlar ancak dinlerin getirdikleri mesajlarla açıklanabilir. Çünkü bunları sadece yeme-içme, uyuma ve iskân, ibate ve iaşeyle açıklığa kavuşturmak imkânsızdır. İnsanın ruhi ve manevi yönünü biz Kur’ân’dan ve Kur’ân’ı açıklayan ilk kaynak olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri ve hayatından öğrenmekteyiz. Kur’ân ve sünnete dikkatle eğilen alimler de bu yönümüzü içinde bulunduğumuz devre, zamana ve şartlara göre açıklamaya katkı sunmuşlardır.
Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu mütevazi çalışmadaki temel başlıklarda yer alan iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür aslında insanın hayatını anlamlı hale getiren en temel kavramlardır. Sadece maddi ihtiyaçları temin etme ve hayatı sürdürme insanın asli bir gayesi olamaz. İnsanı var eden ve hayatını binlerce nimet ve güzelliklerle destekleyen bir yaratıcıyı tanımamak insan için büyük bir kayıp ve hüsrandır. Bu yalın gerçek kimi insanlarımızın gözlerinden ırak kalabiliyor.
Kitabın ilk bölümünde bu konuyla ilgili kısa ve dikkatlerimizi iman ve Allah’a çeviren yazılara yer verildi. Bunların her birisi daha derin ve çok ayrıntılı açıklamalara girilmek suretiyle geliştirilme imkânına sahiptir.
İnsanın manevi yönüyle ilgili ikinci bir temel kavram da duadır. Dua insanın psikolojisi ve sosyal hayatı içinde büyük bir güç kaynağıdır. Duadan uzak yaşamak insan için tarifi zor bir durumdur. Biz bu çalışmada dua ve insan ilişkisinin bazı kısımlarına temas etmekle yetindik. Elbette bu başlık da farklı açılardan incelenmeyi hak eder. Kitabın hacmi içinde gençlerimiz ve insanlarımız tarafından dua ve Yaratıcı arasında bilinmesi gerekli olanlardan bazılarına burada yer verildi.
Allah’ı tanıdıktan sonra önemli bir kavram da tevekküldür. Eserde tevekkül kavramı imanın bir neticesi ve meyvesi olarak ele alınmıştır. Tevekkülün yanlış kullanımı İslâm’ın değil, insanın kusurudur. Bu kavram hakkında yeterli bilinç ve bilgi sahibi olmak İslâmî inançların bütünü içinde önemli bir yere sahiptir. Çalışmada bunların bir kısmına dikkat çekilmiştir. Tevekkülü uygun ve doğru kullanmak ruh sağlığına olumlu bir katkı sunar. Çünkü insanın aklı, imkânı ve çevresine güvenerek her şeyin üstesinden geleceği düşüncesi ifrat hale ulaşırsa fertlerin ruhsal sağlığını tehdit eden bir maraz haline gelebilmektedir.
İnsan denince hayatta hata, günah ve sürçmelerden uzak kalmak mümkün değil. Beşerin anlamı da zaten burada gizli. Hatalı ve kusurlu olmak insan olarak hepimizin temel niteliği. Ancak sadece hata ve kusura odaklanıp orada kalmak da ayrı bir eksikliktir. İşte bu noktadan Allah’tan bize ulaşan ilâhî kelam Kur’ân ve vahiylerinde insanı günahlardan arındıran bir sisteme yer vermiştir: Tövbe ve istiğfar. Tövbe bizi tamir eden; kendimize, çevremize ve Rabbimize karşı daha bir şevkle güzel işler yapmaya sevk eden önemli bir motivasyondur. İnsanın hata ve günahlarını en iyi bilen Allah’tır. Onları afv ve mağfiretle silecek olan da odur. Böyle bir inanç insanı hayata ve cemiyete sıkı sıkıya bağlar. Aksi halde günahları tanıdıktan sonra silip tamir etme yolunu bilmeyenler kendilerine ve çevreye kötülük eder. Kitabımızın bu bölümünde de gençler ve orta seviyede bilgi sahibi olmaya istekli insanlarımıza küçük katkılar sunmaya gayret ettik. Elbette ki yazanlar da hatalardan müstağni değildir.
Kitabın infakla ilgili başlıkları sosyal hayatımızın ve İslâm medeniyetinin can damarı olan bir konudur. Deprem, musibetler, savaşlar ve kesilmeyen göçler infak hasletimizin ne derece hayati bir özellik oluşunu anlatmaya yeter. Bugün Türkiye fakir ve ihtiyaç içindeki nice ülkelere yardımlar ulaştırmada dünyada ön sıralardadır. Bu başarı ve üstünlük infak hasletimiz sayesindedir. Temeli ise Kur’ân ve sünnettir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size rahmet etsin.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Edeb, 65 (No. 4941). mealindeki hadisi infak kültürümüzü besleyen can damarıdır.
Kitabımızın başlıklarında dinî vazifelere dikkat çekmenin yanında insanın hayatına anlam katan bir yaşantı modeline de yer verildi. Bu durum İslâm’ın fıtrat dini olduğunu gösteriyor. Gençlerimiz ve insanlarımızın hayatını mutlu kılan İslâmî temel özelliklerin tanınmasına bir vesile olması niyaz ve duasıyla…

1. İMAN BÖLÜMÜ
İMAN BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
1. İMAN BÖLÜMÜ

1.1. İman Emniyet ve Huzurdur
1.1. İman Emniyet ve Huzurdur
İnsanda inanma ihtiyacı yaratılıştandır. Hayat ancak imanla istikamet bulur. İnsan mükerrem bir varlık olduğu için daima hakkı ve hakikati arama meyliyle doludur. İnsandaki bütün hisler ve melekeler hayat boyunca böyle bir vazifeyi ifa etme gayreti sarf eder.
İman etmenin insana faydası imanla insanın ebedî hayata hazırlanması ve ilâhî beyanlarda haber verilen ebedî saadeti kazanmasıdır. Çünkü iman insanın cüz’-i ihtiyâriyesini sarf ettikten sonra Allah’ın kulunun kalbine verdiği bir nur olarak kişinin vicdanını ışıklandırır. İmanın kalbe yerleşmesi insanın manevi hayatını aydınlığa taşır. Kâinatın yaratıcısı olan Allah’a imanla insan tabiat ve diğer varlıklarla da farklı bir ünsiyet (sıcaklık ve tanışma) sürecine girer. Hatta tabiattaki bela ve musibetlerin yaratıcının elinde oluşu insanı rahatlatır ve onun izni olmadan onlardan zarar görmeyeceği düşüncesi yerleşir. Bu duygu kötülüklere karşı insanda mukavemet geliştirir. Çünkü yalnız ve kimsesiz değildir. Bu durum imanın -mecazen- ezelî bir güneş olan Allah’tan gelen bir nur/ışın olmasındandır.Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’câz (Erişim 14 Temmuz 2024), Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri, 69-70.
İman, sahibini kâinatı yaratan Allah’a bağlar. Çünkü iman bir nurani rabıtadır. Kâinat sahibine iman rabıtasıyla bağlanan insan ölümden, kabirden ve akıp giden zamanın insan ömrünü tüketmesinden korkar mı? Çevresini kuşatan ve dizginleri kâinatın sahibi olan zatın elinde bulunan eşyadan ürperir mi? İmanlı insan gökyüzündeki bir seyyare (gezegen) yerinden kopup dünyamıza doğru gelse bundan ürkmez, “Rabbimin harika bir tasarrufudur.” diyerek seyreder. Çünkü iman, sahibine emniyet verir. Hadiseler karşısında insanın kendini emniyette hissetmesine vesile olur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İman Emniyet ve Huzurdur

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
1.1. İman Emniyet ve Huzurdur
İnsanda inanma ihtiyacı yaratılıştandır. Hayat ancak imanla istikamet bulur. İnsan mükerrem bir varlık olduğu için daima hakkı ve hakikati arama meyliyle doludur. İnsandaki bütün hisler ve melekeler hayat boyunca böyle bir vazifeyi ifa etme gayreti sarf eder.
İman etmenin insana faydası imanla insanın ebedî hayata hazırlanması ve ilâhî beyanlarda haber verilen ebedî saadeti kazanmasıdır. Çünkü iman insanın cüz’-i ihtiyâriyesini sarf ettikten sonra Allah’ın kulunun kalbine verdiği bir nur olarak kişinin vicdanını ışıklandırır. İmanın kalbe yerleşmesi insanın manevi hayatını aydınlığa taşır. Kâinatın yaratıcısı olan Allah’a imanla insan tabiat ve diğer varlıklarla da farklı bir ünsiyet (sıcaklık ve tanışma) sürecine girer. Hatta tabiattaki bela ve musibetlerin yaratıcının elinde oluşu insanı rahatlatır ve onun izni olmadan onlardan zarar görmeyeceği düşüncesi yerleşir. Bu duygu kötülüklere karşı insanda mukavemet geliştirir. Çünkü yalnız ve kimsesiz değildir. Bu durum imanın -mecazen- ezelî bir güneş olan Allah’tan gelen bir nur/ışın olmasındandır.Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’câz (Erişim 14 Temmuz 2024), Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri, 69-70.
İman, sahibini kâinatı yaratan Allah’a bağlar. Çünkü iman bir nurani rabıtadır. Kâinat sahibine iman rabıtasıyla bağlanan insan ölümden, kabirden ve akıp giden zamanın insan ömrünü tüketmesinden korkar mı? Çevresini kuşatan ve dizginleri kâinatın sahibi olan zatın elinde bulunan eşyadan ürperir mi? İmanlı insan gökyüzündeki bir seyyare (gezegen) yerinden kopup dünyamıza doğru gelse bundan ürkmez, “Rabbimin harika bir tasarrufudur.” diyerek seyreder. Çünkü iman, sahibine emniyet verir. Hadiseler karşısında insanın kendini emniyette hissetmesine vesile olur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.2. İman İnsanın Meyvesidir
1.2. İman İnsanın Meyvesidir
Kâinata dikkatle bakan her aklın ilk soruları şunlardır: “İnsan nedir, nereden gelip nereye gidiyor ve asli vazifeleri nelerdir?”
İnsan bir yolcudur. Yolculuk ruhlar âleminde başladı; çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlık ve olgunluktan sonra kabre; kabirden de haşre kadar devam edecek. Haşirde kendini yaratan zatın huzurundaki hesabıyla birlikte yolculuk ebede kadar sürecek.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 14 Temmuz 2024), Onuncu Risale, 290.
İnsan başıboş değildir. İnsan ipi boğazına sarılmış, istediği yerde otlayan bir at, bir hayvan gibi olamaz. İnsan üzerinde ilâhî bir tasarruf vardır. Çünkü insanı yaratan zat kâinatı ve insanın ihtiyaçlarını yaratmış ve ona nimetler ihsan etmiştir. Aklı, kalbi, hisleri; kulak, göz ve burun gibi azaları yanında tefekkür kabiliyeti, konuşma melekesi ve düşünme istidadıyla insan harikulade nimetlere sahip kılınmıştır. Ölüp çürümek, toprağa yatıp kalkmamak ya da hayvanlara yem olmak için şunca nimetlerle donatılmak israf olmaz mı? Öyleyse şu kısacık hayattan istenen yeme-içme ve uyumanın dışında başka şeyler olmalıdır. Her şehri en az yüz kere mezara boşaltan ölümün her insandan hayatı yaşamaktan ziyade istediği şeyler vardır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İman İnsanın Meyvesidir

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
1.2. İman İnsanın Meyvesidir
Kâinata dikkatle bakan her aklın ilk soruları şunlardır: “İnsan nedir, nereden gelip nereye gidiyor ve asli vazifeleri nelerdir?”
İnsan bir yolcudur. Yolculuk ruhlar âleminde başladı; çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlık ve olgunluktan sonra kabre; kabirden de haşre kadar devam edecek. Haşirde kendini yaratan zatın huzurundaki hesabıyla birlikte yolculuk ebede kadar sürecek.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 14 Temmuz 2024), Onuncu Risale, 290.
İnsan başıboş değildir. İnsan ipi boğazına sarılmış, istediği yerde otlayan bir at, bir hayvan gibi olamaz. İnsan üzerinde ilâhî bir tasarruf vardır. Çünkü insanı yaratan zat kâinatı ve insanın ihtiyaçlarını yaratmış ve ona nimetler ihsan etmiştir. Aklı, kalbi, hisleri; kulak, göz ve burun gibi azaları yanında tefekkür kabiliyeti, konuşma melekesi ve düşünme istidadıyla insan harikulade nimetlere sahip kılınmıştır. Ölüp çürümek, toprağa yatıp kalkmamak ya da hayvanlara yem olmak için şunca nimetlerle donatılmak israf olmaz mı? Öyleyse şu kısacık hayattan istenen yeme-içme ve uyumanın dışında başka şeyler olmalıdır. Her şehri en az yüz kere mezara boşaltan ölümün her insandan hayatı yaşamaktan ziyade istediği şeyler vardır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.3. İmanı Artırmaya İhtiyaç
1.3. İmanı Artırmaya İhtiyaç
İnsanın dünyaya gönderilme sebebi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanımanın ve onunla rabıta kurmanın en açık alameti de imandır. İman insana kıymet verir ve onu cennete layık bir kıymete yükseltir. İnsanın yaratılışındaki harika sanat eserleri de ancak imanla seyredilir. Bu sebepledir ki imansız insan manevi ve ruhani mefhumlara hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermez.
Dünya hayatı insanı ebedî âlemdeki huzura ve saadet ülkesine hazırlamak için bir basamaktır. Dünya nimetlerini iman penceresinden bakarak değerlendiren insanlar ebedî saadete erecektir. Hadîs-i şerîfte “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş ve dünya tarlasına amel tohumlarını saçanların ahirette saadet güllerini derleyecekleri bildirilmiştir.
Şüphesiz ki ebedî saadet nimetini kazanmak için iman olması ve ömrün son nefesine kadar da bu imanın ayakta kalması gerekir. Bu hedef için imana yönelik ve onun varlığına zarar veren tehlikelerden devamlı uzak olmak lazımdır. Çünkü iman güzel amelle beslenir ve farzları yaparak insan kalbinde sağlamlık kazanır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmanı Artırmaya İhtiyaç

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
1.3. İmanı Artırmaya İhtiyaç
İnsanın dünyaya gönderilme sebebi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanımanın ve onunla rabıta kurmanın en açık alameti de imandır. İman insana kıymet verir ve onu cennete layık bir kıymete yükseltir. İnsanın yaratılışındaki harika sanat eserleri de ancak imanla seyredilir. Bu sebepledir ki imansız insan manevi ve ruhani mefhumlara hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermez.
Dünya hayatı insanı ebedî âlemdeki huzura ve saadet ülkesine hazırlamak için bir basamaktır. Dünya nimetlerini iman penceresinden bakarak değerlendiren insanlar ebedî saadete erecektir. Hadîs-i şerîfte “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş ve dünya tarlasına amel tohumlarını saçanların ahirette saadet güllerini derleyecekleri bildirilmiştir.
Şüphesiz ki ebedî saadet nimetini kazanmak için iman olması ve ömrün son nefesine kadar da bu imanın ayakta kalması gerekir. Bu hedef için imana yönelik ve onun varlığına zarar veren tehlikelerden devamlı uzak olmak lazımdır. Çünkü iman güzel amelle beslenir ve farzları yaparak insan kalbinde sağlamlık kazanır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.4. İmanın Şubeleri
1.4. İmanın Şubeleri
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”en-Nisâ 4/136. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
Görüldüğü gibi bu ayette imanın beş esası sayılmıştır. Kadere iman da “Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”ed-Duhân 44/4. ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍ ayeti ve başka ayetlerde dolaylı olarak geçmektedir.
İman esasları bir bütündür. Biri bir diğeri olmaksızın tam olmadığı gibi her bir esas diğerini ispat eder. “İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattir ki tefrik kabul etmez.”Nursi, Şuâlar, On Birinci Şua, Meyve Risalesi, Dokuzuncu Mesele, 311. İman esaslarını birbiri içine girmiş halı atkılarına benzetmek mümkündür. İplerin biri çekilmesiyle halının bütün nakışları da sökülür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmanın Şubeleri

1 yıl önce(last modified 191 gün önce)
1.4. İmanın Şubeleri
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”en-Nisâ 4/136. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
Görüldüğü gibi bu ayette imanın beş esası sayılmıştır. Kadere iman da “Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”ed-Duhân 44/4. ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍ ayeti ve başka ayetlerde dolaylı olarak geçmektedir.
İman esasları bir bütündür. Biri bir diğeri olmaksızın tam olmadığı gibi her bir esas diğerini ispat eder. “İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattir ki tefrik kabul etmez.”Nursi, Şuâlar, On Birinci Şua, Meyve Risalesi, Dokuzuncu Mesele, 311. İman esaslarını birbiri içine girmiş halı atkılarına benzetmek mümkündür. İplerin biri çekilmesiyle halının bütün nakışları da sökülür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.5. "Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"
1.5. "Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"
İnsan kalbi çabuk değişir. Bir hadîs-i şerîfte “Ey kalpleri çeviren!” nidasıyla Allah’a yalvarış vardır. Mutlak hidayet rehberi ve istikamet üzere yaşayan Allah Resulü (s.a.v.) kalbinin dönmesinden endişe ederek Allah’a dua etmiştir. O ki günahı silinmiş, işlemiş ve işlemesi muhtemel bütün günahları affedilmiştir. Buna rağmen Allah’a niyazında “Ey kalpleri çeviren!” demiştir. İbret ve ders alması gereken biz ümmetiyiz.
Bazen günlük meşgaleler insanı o kadar kuşatıyor ki sanki dünyanın merkezi bizmişiz gibi düşünmeye başlıyoruz. Fakat sıkça ihmal ettiğimiz hadise kalbimiz, onun nasıl meyillere sahip olduğu ve Allah’a karşı ubudiyet halimizdir. Fazla yoruma da girmeden burada Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerinden bazı dualara dikkat çekmek istiyoruz.
Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a.) insanlar yanlış bir emniyete kapılır düşüncesiyle vefatından sonra okunmasını vasiyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyordu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder ve günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar da Allah’a istiğfar ederler, o da kendilerini affederdi.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Tevbe, 11 (No. 2749).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
"Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
1.5. "Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"
İnsan kalbi çabuk değişir. Bir hadîs-i şerîfte “Ey kalpleri çeviren!” nidasıyla Allah’a yalvarış vardır. Mutlak hidayet rehberi ve istikamet üzere yaşayan Allah Resulü (s.a.v.) kalbinin dönmesinden endişe ederek Allah’a dua etmiştir. O ki günahı silinmiş, işlemiş ve işlemesi muhtemel bütün günahları affedilmiştir. Buna rağmen Allah’a niyazında “Ey kalpleri çeviren!” demiştir. İbret ve ders alması gereken biz ümmetiyiz.
Bazen günlük meşgaleler insanı o kadar kuşatıyor ki sanki dünyanın merkezi bizmişiz gibi düşünmeye başlıyoruz. Fakat sıkça ihmal ettiğimiz hadise kalbimiz, onun nasıl meyillere sahip olduğu ve Allah’a karşı ubudiyet halimizdir. Fazla yoruma da girmeden burada Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerinden bazı dualara dikkat çekmek istiyoruz.
Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a.) insanlar yanlış bir emniyete kapılır düşüncesiyle vefatından sonra okunmasını vasiyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyordu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder ve günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar da Allah’a istiğfar ederler, o da kendilerini affederdi.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Tevbe, 11 (No. 2749).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.6. Güzel Haslet ve İman
1.6. Güzel Haslet ve İman
Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16).
Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu.
Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Güzel Haslet ve İman

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
1.6. Güzel Haslet ve İman
Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16).
Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu.
Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

1.7. Kuvvetli ve Sağlam İmana Nasıl Ulaşılır?
1.7. Kuvvetli ve Sağlam İmana Nasıl Ulaşılır?
İnsan aklı, kalbi ve hissiyle devamlı değişen bir varlıktır. Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerinde “Ey halleri değiştiren! Bizi en güzel hale çevir.” duası yer alır. Cevşen’de de “Ey kalpleri değiştiren, ey kalpleri nurlandıran, ey kalpleri süsleyen!” şeklinde niyazlara rastlamaktayız. Bunlar insan kalbinin süratle değişmekte olduğunu göstermektedir. Zaten kalbin manası değişmek demektir.
İmanın mahalli ise kalptir. Kalp değişken olunca insanın iman konusunda nerede olduğu içinde bulunduğu şartlara bağlıdır. Nefis, heva, şeytan ve vehimler devamlı imanı yaralayan oklar savurmaktadır. Bunların hücumuna karşıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “İmanınızı ‘Lâ ilâhe illallâh’ demekle tazeleyiniz.” buyurmuştur.Abdürraûf el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3/345 (No. 3581).
Bu hadisin izahını yapan Said Nursi Mektûbât adlı eserinde şöyle diyor: “İnsanın hem şahsı hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri (yenilendikleri) için her zaman tecdîd-i îmâna (iman yenilemeye) muhtaçtır. Zira insanın her bir ferdinin manen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âhar (başka biri) sayılır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, Dördüncü Mesele, 465.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Kuvvetli ve Sağlam İmana Nasıl Ulaşılır?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
1.7. Kuvvetli ve Sağlam İmana Nasıl Ulaşılır?
İnsan aklı, kalbi ve hissiyle devamlı değişen bir varlıktır. Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerinde “Ey halleri değiştiren! Bizi en güzel hale çevir.” duası yer alır. Cevşen’de de “Ey kalpleri değiştiren, ey kalpleri nurlandıran, ey kalpleri süsleyen!” şeklinde niyazlara rastlamaktayız. Bunlar insan kalbinin süratle değişmekte olduğunu göstermektedir. Zaten kalbin manası değişmek demektir.
İmanın mahalli ise kalptir. Kalp değişken olunca insanın iman konusunda nerede olduğu içinde bulunduğu şartlara bağlıdır. Nefis, heva, şeytan ve vehimler devamlı imanı yaralayan oklar savurmaktadır. Bunların hücumuna karşıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “İmanınızı ‘Lâ ilâhe illallâh’ demekle tazeleyiniz.” buyurmuştur.Abdürraûf el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3/345 (No. 3581).
Bu hadisin izahını yapan Said Nursi Mektûbât adlı eserinde şöyle diyor: “İnsanın hem şahsı hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri (yenilendikleri) için her zaman tecdîd-i îmâna (iman yenilemeye) muhtaçtır. Zira insanın her bir ferdinin manen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âhar (başka biri) sayılır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, Dördüncü Mesele, 465.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2. DUA BÖLÜMÜ
DUA BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
2. DUA BÖLÜMÜ

2.1. İnsan Ruhu ve Dua
2.1. İnsan Ruhu ve Dua
Dünyada yerimiz yoktu, ana rahmine gelmemiştik, meçhuller âlemindeydik. Sonra kaderin programı yürürlüğe konuldu. Sudan, topraktan, bitkilerden, gıdalar içinden mukadderât üzere bir midede yoğrulup bir bünyede vazifelendirildik. Sonra da ana rahmine intikal ettik; doğduk, ağladık, büyürken ağladık, yürürken düşüp yine ağladık. Çevremizdekileri senelerce kendi emir kulumuz gibi gördük. Gözümüzden dökülen iki damla yaş çevremizin merhamet ve şefkat damarlarını harekete geçirmeye yetti. Çünkü çocuktuk, zavallıydık ve işin en mühimi de acizdik. Aczimiz anne ve baba, abla ve abilerimizin gücünü yendi, onları hizmetimize râm eyledi; yavaş yavaş güç-kuvvet sahibi olunca da onlar bizden uzaklaştılar. İnsanın hikayesini anlatıyoruz. Yaratılışın sırlı perdeleri arasından insan olma yolundaki küçük birkaç noktayı tasvir ettik.
Henüz daha ana rahmindeyken annemiz bizim için kim bilir ne dualar etti? Onlar (ana-babamız) sağlık ve sıhhat üzere bir evlat vermesi için her namazın ardından Allah’a yalvardılar. Biz dualar arasında dünyaya geldik. Çevremizdeki büyüklerin anne ve babaya “Hayırlı olsun.” temennileri ve “Allah analı-babalı büyütsün.” dualarıyla insanlığın şerefini tattık. Evet, belki de biz minicik bir bebek iken bu duaların farkında değildik. Ama çevremizdeki insanların bizi görünce en çok kullandıkları cümlelerden birisi “Mâşâallâh!” veya “Bârekallâh!” olmuştur. Sözün kısası insan dünyaya dualar arasında geliyor ve dualar arasında yetişip büyüyor. Dua hayatımızın bir parçası…
İnsan “insan olduğunu” birçok sebeplerle fark edebilir. Fakat bunların arasında en gerçekçisi belki de dua eden kişinin hâlet-i rûhiyesidir. Muhtelif zamanlarda yerli ve yabancı, inanan veya inanmayan ilim adamlarının görüşleri basın organlarına şöyle yansımıştır: “Dua eden ve hayatında duaya inananlar daha mutlu ve huzurludur.” Çünkü duada insan “insan olarak acziyetini anlayıp kendini yaratan bir kudrete sığınma ihtiyacını” hisseder. Çünkü dua kulun Allah ile beraber olduğunun ifadesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İnsan Ruhu ve Dua

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
2.1. İnsan Ruhu ve Dua
Dünyada yerimiz yoktu, ana rahmine gelmemiştik, meçhuller âlemindeydik. Sonra kaderin programı yürürlüğe konuldu. Sudan, topraktan, bitkilerden, gıdalar içinden mukadderât üzere bir midede yoğrulup bir bünyede vazifelendirildik. Sonra da ana rahmine intikal ettik; doğduk, ağladık, büyürken ağladık, yürürken düşüp yine ağladık. Çevremizdekileri senelerce kendi emir kulumuz gibi gördük. Gözümüzden dökülen iki damla yaş çevremizin merhamet ve şefkat damarlarını harekete geçirmeye yetti. Çünkü çocuktuk, zavallıydık ve işin en mühimi de acizdik. Aczimiz anne ve baba, abla ve abilerimizin gücünü yendi, onları hizmetimize râm eyledi; yavaş yavaş güç-kuvvet sahibi olunca da onlar bizden uzaklaştılar. İnsanın hikayesini anlatıyoruz. Yaratılışın sırlı perdeleri arasından insan olma yolundaki küçük birkaç noktayı tasvir ettik.
Henüz daha ana rahmindeyken annemiz bizim için kim bilir ne dualar etti? Onlar (ana-babamız) sağlık ve sıhhat üzere bir evlat vermesi için her namazın ardından Allah’a yalvardılar. Biz dualar arasında dünyaya geldik. Çevremizdeki büyüklerin anne ve babaya “Hayırlı olsun.” temennileri ve “Allah analı-babalı büyütsün.” dualarıyla insanlığın şerefini tattık. Evet, belki de biz minicik bir bebek iken bu duaların farkında değildik. Ama çevremizdeki insanların bizi görünce en çok kullandıkları cümlelerden birisi “Mâşâallâh!” veya “Bârekallâh!” olmuştur. Sözün kısası insan dünyaya dualar arasında geliyor ve dualar arasında yetişip büyüyor. Dua hayatımızın bir parçası…
İnsan “insan olduğunu” birçok sebeplerle fark edebilir. Fakat bunların arasında en gerçekçisi belki de dua eden kişinin hâlet-i rûhiyesidir. Muhtelif zamanlarda yerli ve yabancı, inanan veya inanmayan ilim adamlarının görüşleri basın organlarına şöyle yansımıştır: “Dua eden ve hayatında duaya inananlar daha mutlu ve huzurludur.” Çünkü duada insan “insan olarak acziyetini anlayıp kendini yaratan bir kudrete sığınma ihtiyacını” hisseder. Çünkü dua kulun Allah ile beraber olduğunun ifadesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.2. Dua Bir İbadettir
2.2. Dua Bir İbadettir
Dua bir kulluktur. İnsan duasıyla Allah’a yaklaşır ve bu ibadetiyle yücelir ve kemal kazanır. Duanın belirli şartları vardır. Şartlarını taşıyan bir duanın genellikle kabul edilmesi ümit edilir.
Cenâb-ı Hak bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmuş ve duayı emretmiştir. Duasız bir kulluk düşünülemez. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) Allah’tan bir şey istemeyen kimseye Allah’ın öfkeleneceğini bildirmiştir.Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 3 (No. 3669). “Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3667). Şu hadisin izahı sayılabilecek birçok hadise yaşanmıştır. Çünkü dua Allah’a kul olmanın büyük bir sırrını taşımaktır. Hatta dua ubudiyetin ruhu hükmündedir.Nursi, Mektûbât, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dördüncü Mektubun Birinci Zeyli, 422.
Ruhsuz, öz cevheri olmayan, hayat suyu çıkarılmış ve damarlara kan gönderen kalbi çalışmayan bir insan düşünmemiz imkânsızdır. İşte dua insanın manevi yönü için böyledir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Dua Bir İbadettir

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
2.2. Dua Bir İbadettir
Dua bir kulluktur. İnsan duasıyla Allah’a yaklaşır ve bu ibadetiyle yücelir ve kemal kazanır. Duanın belirli şartları vardır. Şartlarını taşıyan bir duanın genellikle kabul edilmesi ümit edilir.
Cenâb-ı Hak bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmuş ve duayı emretmiştir. Duasız bir kulluk düşünülemez. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) Allah’tan bir şey istemeyen kimseye Allah’ın öfkeleneceğini bildirmiştir.Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 3 (No. 3669). “Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3667). Şu hadisin izahı sayılabilecek birçok hadise yaşanmıştır. Çünkü dua Allah’a kul olmanın büyük bir sırrını taşımaktır. Hatta dua ubudiyetin ruhu hükmündedir.Nursi, Mektûbât, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dördüncü Mektubun Birinci Zeyli, 422.
Ruhsuz, öz cevheri olmayan, hayat suyu çıkarılmış ve damarlara kan gönderen kalbi çalışmayan bir insan düşünmemiz imkânsızdır. İşte dua insanın manevi yönü için böyledir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.3. Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
2.3. Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
Günümüzde hayat çok kompleks bir hal almıştır. İnsanlar daha fazla refah peşinde koşarken maddi-manevi birtakım değerlerini unutuyor veya feda ediyor. İstemese de hırsla gücünün üstünde çalışmak mecburiyetinde kalıyor. Bu stresli hayat karşısında Müslümanın manevi sigortası önce iman, sonra da duadır.
Zaman değişmiş, asır başkalaşmış ve hayat çok kompleks bir yapı kazanmıştır. Eskiden ihtiyaçlar azdı. Hayatı sürdürmek için bir elin parmakları kadar şeyle idare edilirdi. Şimdi ihtiyaçlar birden bine çıkarılmış. Bunların çoğu da bir insan için ne fıtridir ve ne de zaruridir! Olmayan ihtiyaçlar için ha bire didinip duruyoruz. Görenek belası insanları modanın esiri yapıyor.
Modern hayat ve daha müreffeh yaşama şartları derken insanlar istemese de hırsla imkânları ve gücünün üstünde çalışmaya mecbur kalmıştır. Bütün bunlar insanın ruhi bünyesinde birçok yaralar açmaktadır. Hayatı muhafaza etmek derdi bir yandan strese iterken öbür taraftan da insanları manevi ahlak erozyonuyla karşı karşıya getirmiştir. Özellikle böyle zamanlarda duanın tesiri büyüktür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
2.3. Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
Günümüzde hayat çok kompleks bir hal almıştır. İnsanlar daha fazla refah peşinde koşarken maddi-manevi birtakım değerlerini unutuyor veya feda ediyor. İstemese de hırsla gücünün üstünde çalışmak mecburiyetinde kalıyor. Bu stresli hayat karşısında Müslümanın manevi sigortası önce iman, sonra da duadır.
Zaman değişmiş, asır başkalaşmış ve hayat çok kompleks bir yapı kazanmıştır. Eskiden ihtiyaçlar azdı. Hayatı sürdürmek için bir elin parmakları kadar şeyle idare edilirdi. Şimdi ihtiyaçlar birden bine çıkarılmış. Bunların çoğu da bir insan için ne fıtridir ve ne de zaruridir! Olmayan ihtiyaçlar için ha bire didinip duruyoruz. Görenek belası insanları modanın esiri yapıyor.
Modern hayat ve daha müreffeh yaşama şartları derken insanlar istemese de hırsla imkânları ve gücünün üstünde çalışmaya mecbur kalmıştır. Bütün bunlar insanın ruhi bünyesinde birçok yaralar açmaktadır. Hayatı muhafaza etmek derdi bir yandan strese iterken öbür taraftan da insanları manevi ahlak erozyonuyla karşı karşıya getirmiştir. Özellikle böyle zamanlarda duanın tesiri büyüktür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.4. Duada Tereddüt Edilmemeli
2.4. Duada Tereddüt Edilmemeli
İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً
İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.
İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duada Tereddüt Edilmemeli

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
2.4. Duada Tereddüt Edilmemeli
İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً
İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.
İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.5. Duamız Kabul Oldu mu?
2.5. Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duamız Kabul Oldu mu?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
2.5. Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.6. Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
2.6. Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
Dua bir ibadet olması itibarıyla kulun hiçbir zaman Allah’a karşı “Duam kabul olmadı.” gibi bir şikâyete hakkı yoktur. Çünkü ibadetlerin mükafatı ahirette verilecektir. Dünyevi karşılıklar ise sadece birer teşvik olabilir.
Bu dünya hikmet yeridir. Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin tecellisi her şeyin fıtri bir kanun içinde yapılması gerektiğini gösteriyor. İnsan sebepler istikametinde hareket eder.
Duada da Hakîm isminin tecellisine uyum gerekir. Allah istenen her şeyi yaratabilir. Bu, onun kudretine göre çok kolaydır. Fakat Hakîm ismi iktiza etmezse yaratmaz. Rabbimiz bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmaktadır. Fakat nice insanlar vardır da yıllardır tekrarladıkları duanın neticesini alamamıştır. Peki bu insanların duası kabul olmadı mı? Evet, dualara cevap vermek ile kabul edilmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın bu husustaki ikazı gayet açıktır: “Kullarım beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”el-Bakara 2/186. وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
2.6. Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
Dua bir ibadet olması itibarıyla kulun hiçbir zaman Allah’a karşı “Duam kabul olmadı.” gibi bir şikâyete hakkı yoktur. Çünkü ibadetlerin mükafatı ahirette verilecektir. Dünyevi karşılıklar ise sadece birer teşvik olabilir.
Bu dünya hikmet yeridir. Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin tecellisi her şeyin fıtri bir kanun içinde yapılması gerektiğini gösteriyor. İnsan sebepler istikametinde hareket eder.
Duada da Hakîm isminin tecellisine uyum gerekir. Allah istenen her şeyi yaratabilir. Bu, onun kudretine göre çok kolaydır. Fakat Hakîm ismi iktiza etmezse yaratmaz. Rabbimiz bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmaktadır. Fakat nice insanlar vardır da yıllardır tekrarladıkları duanın neticesini alamamıştır. Peki bu insanların duası kabul olmadı mı? Evet, dualara cevap vermek ile kabul edilmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın bu husustaki ikazı gayet açıktır: “Kullarım beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”el-Bakara 2/186. وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.7. Gıyabi Dua Makbul
2.7. Gıyabi Dua Makbul
Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır.
Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur.
Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Gıyabi Dua Makbul

1 yıl önce(last modified 298 gün önce)
2.7. Gıyabi Dua Makbul
Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır.
Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur.
Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

2.8. İnsan Duaya Muhtaç
2.8. İnsan Duaya Muhtaç
Allah’a inanmayan kişiler bile insan olarak şuuraltındaki motiflerin sevki ile kendisini yaratan bir zatı arıyor. Mütedeyyin olmayan birçok insanın bile dua ettikleri görülmüştür. Kur’ân’da bu ve buna benzer insanların dualarının mahiyeti anlatılır.
Kur’ân’da dua Allah’ın birliğini kabul etmek anlamına gelen tevhitle bütünleşmiştir. “Çağırmak, davet etmek, dua etmek, ibadet etmek” manalarında kullanılan bu kelime çoğu yerde iman ile küfür arasında bir perde gibi durmaktadır.
Rabbimiz de bize kendine karşı dua ve niyaz halinde olmamızı emrediyor. Bazı alimler bu emirden hareketle kulun duasından Allah’ın da onun zatına mahsus, mukaddes bir memnuniyet sahibi olduğu sonuca varmışlardır. Hadîs-i şerîf ve kutsi hadislerde bu mesele dile getirilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İnsan Duaya Muhtaç

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
2.8. İnsan Duaya Muhtaç
Allah’a inanmayan kişiler bile insan olarak şuuraltındaki motiflerin sevki ile kendisini yaratan bir zatı arıyor. Mütedeyyin olmayan birçok insanın bile dua ettikleri görülmüştür. Kur’ân’da bu ve buna benzer insanların dualarının mahiyeti anlatılır.
Kur’ân’da dua Allah’ın birliğini kabul etmek anlamına gelen tevhitle bütünleşmiştir. “Çağırmak, davet etmek, dua etmek, ibadet etmek” manalarında kullanılan bu kelime çoğu yerde iman ile küfür arasında bir perde gibi durmaktadır.
Rabbimiz de bize kendine karşı dua ve niyaz halinde olmamızı emrediyor. Bazı alimler bu emirden hareketle kulun duasından Allah’ın da onun zatına mahsus, mukaddes bir memnuniyet sahibi olduğu sonuca varmışlardır. Hadîs-i şerîf ve kutsi hadislerde bu mesele dile getirilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3. TEVEKKÜL BÖLÜMÜ
TEVEKKÜL BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
3. TEVEKKÜL BÖLÜMÜ

3.1. Tevekkül ve Ruh Sağlığı
3.1. Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Tevekkül ve Ruh Sağlığı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.1. Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.2. Allah'a Bağlılık'taki Güç
3.2. Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Allah'a Bağlılık'taki Güç

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.2. Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.3. Hangi Tevekkül Doğru?
3.3. Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hangi Tevekkül Doğru?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.3. Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.4. Hayatı, Verene Teslim Etmeli
3.4. Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hayatı, Verene Teslim Etmeli

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.4. Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.5. Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
3.5. Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.5. Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.6. Musibetlerin Dili-1
3.6. Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-1

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.6. Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

3.7. Musibetlerin Dili-2
3.7. Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-2

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
3.7. Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

4. İNFAK BÖLÜMÜ
İNFAK BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
4. İNFAK BÖLÜMÜ

4.1. İhlasla Vermenin Ölçüsü
4.1. İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İhlasla Vermenin Ölçüsü

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
4.1. İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

4.2. İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
4.2. İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
4.2. İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

4.3. Sadakalar Belayı Defeder
4.3. Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Sadakalar Belayı Defeder

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
4.3. Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

4.4. Veren Elin Üstünlüğü
4.4. Veren Elin Üstünlüğü
Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir.
Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir.
Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Veren Elin Üstünlüğü

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
4.4. Veren Elin Üstünlüğü
Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir.
Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir.
Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

4.5. Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
4.5. Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

1 yıl önce(last modified 272 gün önce)
4.5. Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5. İSLÂM BÖLÜMÜ
İSLÂM BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
5. İSLÂM BÖLÜMÜ

5.1. İnsan ve İslâm
5.1. İnsan ve İslâm
Dünya askeri bir kışlaya benzer. Talimatları veren kışla ve ordunun sahibidir. Her nasılsa kışlaya teslim olan askerin tek çaresi talimatlara uygun tavır sergilemektir. Aksi her davranış huzurunu kaçırır. Uygun hareketler ise hem komutanın hoşuna gider hem de askerin kışlada bulunduğu zamanda tatlı hatıralar yaşamasına sebep olur. Kışladaki günleri yad edilecek tatlı hatıralarla doldurmak veya bir an bile düşünülmesi mümkün olmayan ıstıraplar yumağına çevirmek bizim elimizdedir.
Öyle safderun askerler bulunur ki kışla talimatlarını uygulayıp iki yıllık zamanı kendi lehine çevirmek dururken hayatı boyunca sıkıntı sebebi olan ve ağır disiplin cezalarını netice veren işlere tevessül etmekten kaçınmazlar. Bu hareketler askere daha tatlı ve daha hoş gelirse de bu durum kırılmaya mahkûm cam parçalarına aldanmak ile parçalanmayan elmas sütuna ilgi göstermemek arasındaki kıyas gibidir. Askeriyedeki talimatlar belki biraz sert ve haşince hazırlanmış gibi görünür. Fakat harfiyen uyanlar adeta elmas definesi bulmuşçasına mutlu şekilde kışladan ayrılır. Diğer bazı askerler şiddetli merak, heyecan ve maceraperestlik sebebiyle talimatları bir kenara atmakla aslında hiçbir işe yaramayan şişeleri tercih etmiş gibidir. Kışladan çıkmadan alınan ve askerlikten sonra uzun bir takibata sebep olan disiplin suçları da bunun cabasıdır.
Kışla ve ordunun sahibi kanunlarını ve askerlik talimatlarını boş yere sıkıntılar çekilsin diye koymamıştır. Her kanun külli bir iradenin neticesidir. Kanunu koyan zat askerin fizikî ve ruhi her halini, arzularını, temayüllerini ve onların ne şekilde kullanılırsa sahibini mutlu kılacağını bilmektedir. Askerlerin şiddetli bir inatla ehemmiyetsiz gelip geçici kışlanın içinde öylesine yer edinmiş eğlence merkezlerine dalıp zararlı ve zehirli içeceklere aldanması akıl sahiplerince hayret sebebidir. Aslında bu, ne akla ne hisse ne de istikbal endişesine uyan bir durumdur! Çünkü kışlada belirli bir zaman kalan talimatlara uyarak ayrılanların güzel akıbetlerinden yüzlerce sadık şahitler haber getirmiştir. Buna rağmen bir kısım askerlerin inatla zararlı ve zehirli eğlenceleri bırakmaması akıl kârı değildir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İnsan ve İslâm

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.1. İnsan ve İslâm
Dünya askeri bir kışlaya benzer. Talimatları veren kışla ve ordunun sahibidir. Her nasılsa kışlaya teslim olan askerin tek çaresi talimatlara uygun tavır sergilemektir. Aksi her davranış huzurunu kaçırır. Uygun hareketler ise hem komutanın hoşuna gider hem de askerin kışlada bulunduğu zamanda tatlı hatıralar yaşamasına sebep olur. Kışladaki günleri yad edilecek tatlı hatıralarla doldurmak veya bir an bile düşünülmesi mümkün olmayan ıstıraplar yumağına çevirmek bizim elimizdedir.
Öyle safderun askerler bulunur ki kışla talimatlarını uygulayıp iki yıllık zamanı kendi lehine çevirmek dururken hayatı boyunca sıkıntı sebebi olan ve ağır disiplin cezalarını netice veren işlere tevessül etmekten kaçınmazlar. Bu hareketler askere daha tatlı ve daha hoş gelirse de bu durum kırılmaya mahkûm cam parçalarına aldanmak ile parçalanmayan elmas sütuna ilgi göstermemek arasındaki kıyas gibidir. Askeriyedeki talimatlar belki biraz sert ve haşince hazırlanmış gibi görünür. Fakat harfiyen uyanlar adeta elmas definesi bulmuşçasına mutlu şekilde kışladan ayrılır. Diğer bazı askerler şiddetli merak, heyecan ve maceraperestlik sebebiyle talimatları bir kenara atmakla aslında hiçbir işe yaramayan şişeleri tercih etmiş gibidir. Kışladan çıkmadan alınan ve askerlikten sonra uzun bir takibata sebep olan disiplin suçları da bunun cabasıdır.
Kışla ve ordunun sahibi kanunlarını ve askerlik talimatlarını boş yere sıkıntılar çekilsin diye koymamıştır. Her kanun külli bir iradenin neticesidir. Kanunu koyan zat askerin fizikî ve ruhi her halini, arzularını, temayüllerini ve onların ne şekilde kullanılırsa sahibini mutlu kılacağını bilmektedir. Askerlerin şiddetli bir inatla ehemmiyetsiz gelip geçici kışlanın içinde öylesine yer edinmiş eğlence merkezlerine dalıp zararlı ve zehirli içeceklere aldanması akıl sahiplerince hayret sebebidir. Aslında bu, ne akla ne hisse ne de istikbal endişesine uyan bir durumdur! Çünkü kışlada belirli bir zaman kalan talimatlara uyarak ayrılanların güzel akıbetlerinden yüzlerce sadık şahitler haber getirmiştir. Buna rağmen bir kısım askerlerin inatla zararlı ve zehirli eğlenceleri bırakmaması akıl kârı değildir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.2. İslâm Kolaylıktır
5.2. İslâm Kolaylıktır
Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır.
Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا
Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İslâm Kolaylıktır

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.2. İslâm Kolaylıktır
Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır.
Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا
Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.3. İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
5.3. İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır.
İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir.
Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz?
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
5.3. İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır.
İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir.
Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz?
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.4. Amel-İbadet Dengesi-1
5.4. Amel-İbadet Dengesi-1
Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.
Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri, Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.
Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Amel-İbadet Dengesi-1

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
5.4. Amel-İbadet Dengesi-1
Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.
Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri, Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.
Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.5. Amel-İbadet Dengesi-2
5.5. Amel-İbadet Dengesi-2
Sahih hadis kaynaklarının hemen hepsinin başında zikrettikleri bir hadîs-i şerîf vardır: “Ameller niyetlere göredir. Kişi neye niyet etmişse eline geçecek olan da odur.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 39 (No. 54). Dinimiz niyeti amellerde esas ve bir temel kabul etmektedir. Amele ve fiile teşebbüs edilmeden bile sadece niyet sevap vesilesi olurken niyetsiz amel için böyle bir şey yoktur.
Bir önceki yazıda güzel amellerde kemiyet (sayı çokluğu) ve keyfiyeti (niteliği) ele almıştık. Hadis kaynaklarında müminlerin güzel bir niyetle gerçekleştiremedikleri birçok hayrın sevabından hissedar olacağı ifade edilir. Cenâb-ı Hak kulun halis niyetini hiçbir zaman zayi etmez. Halis bir niyetle birçok güzel hizmetlere niyet eden veya gerçekleştirmeyi tasarlayıp da imkân bulamayan insan bunlardan hisse alır. Çünkü Allah’ın insana bir vergisi olan kalbi, aklı ve şuurunu hayırlı işler için kullanmak da güzel bir harekettir.
Sahabiler Resulullah’ın (s.a.v.) huzurunda oldukları zaman tamamen uhrevi bir heyecana bürünürken çıkınca aynı hali muhafaza edemiyordu. Bu endişelerini dile getirdiklerinde Resulullah (s.a.v.) onlara “Her anınız böyle olsa melekler sizinle sohbet eder.” diyerek bunun mümkün olmadığına işaret etmişti. Uhrevi hizmet ve ibadetlerde hırs göstermek güzel olmakla birlikte bunun her an devamı mümkün değildir. Çünkü insan nefsin, şeytanın ve çevrenin devamlı tesiri altındadır. Esas olan amellerin istikamet üzere olmasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Amel-İbadet Dengesi-2

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
5.5. Amel-İbadet Dengesi-2
Sahih hadis kaynaklarının hemen hepsinin başında zikrettikleri bir hadîs-i şerîf vardır: “Ameller niyetlere göredir. Kişi neye niyet etmişse eline geçecek olan da odur.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 39 (No. 54). Dinimiz niyeti amellerde esas ve bir temel kabul etmektedir. Amele ve fiile teşebbüs edilmeden bile sadece niyet sevap vesilesi olurken niyetsiz amel için böyle bir şey yoktur.
Bir önceki yazıda güzel amellerde kemiyet (sayı çokluğu) ve keyfiyeti (niteliği) ele almıştık. Hadis kaynaklarında müminlerin güzel bir niyetle gerçekleştiremedikleri birçok hayrın sevabından hissedar olacağı ifade edilir. Cenâb-ı Hak kulun halis niyetini hiçbir zaman zayi etmez. Halis bir niyetle birçok güzel hizmetlere niyet eden veya gerçekleştirmeyi tasarlayıp da imkân bulamayan insan bunlardan hisse alır. Çünkü Allah’ın insana bir vergisi olan kalbi, aklı ve şuurunu hayırlı işler için kullanmak da güzel bir harekettir.
Sahabiler Resulullah’ın (s.a.v.) huzurunda oldukları zaman tamamen uhrevi bir heyecana bürünürken çıkınca aynı hali muhafaza edemiyordu. Bu endişelerini dile getirdiklerinde Resulullah (s.a.v.) onlara “Her anınız böyle olsa melekler sizinle sohbet eder.” diyerek bunun mümkün olmadığına işaret etmişti. Uhrevi hizmet ve ibadetlerde hırs göstermek güzel olmakla birlikte bunun her an devamı mümkün değildir. Çünkü insan nefsin, şeytanın ve çevrenin devamlı tesiri altındadır. Esas olan amellerin istikamet üzere olmasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.6. Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
5.6. Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur!
İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır.
“Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Nursi, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.6. Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur!
İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır.
“Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Nursi, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.7. Din Nasihatten İbarettir
5.7. Din Nasihatten İbarettir
Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.
Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Din Nasihatten İbarettir

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.7. Din Nasihatten İbarettir
Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.
Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.8. Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
5.8. Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.
Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.
Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
5.8. Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.
Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.
Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.9. Hicretin Öğrettiği
5.9. Hicretin Öğrettiği
Hicretin her safhasında müminler için ibretler vardır. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile yola çıkınca Hz. Ebû Bekir’in oğlu gündüz vakti müşriklerin arasında istihbarat topluyordu. İşittiklerini geceleyin babası ve Resulullah’a (s.a.v.) ulaştırıp müşrik taktiklerine karşı tedbir alınmasına vesile oluyordu.
Sevr mağarasında gizlendikleri zaman Âmir b. Füheyre’nin (r.a.) koyunlarını bu mağara yakınına getirmesi de bir tedbirdi. Onun koyunlarından geceleyin süt sağılıp zaruri gıda temin ediliyordu. Ayrıca Âmir b. Füheyre mağaraya haber getiren Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) oğlunun izini siliyordu.
Sevr Mekke’nin güneyinde çıkılması meşakkatli bir dağdı. Birçok tepeleri var ve mağaraları da dağınıktı. Hira mağarası uzlete müsait, Sevr ise gizlenmeye elverişli bir zemindi. Ön ve arkasında birçok delikler bulunan mağaraya eğilerek veya sürünerek ulaşmak mümkündü. Mağara etrafında dolaşan içerisini kolay kolay göremiyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu mağarayı şu hadisle tasvir etmiştir: “Düşmanlardan biri ayağının dibine baksa bizi görürdü. İçerdeki dışardakilerin ayaklarını görür. Fakat dışardaki içerisini göremezdi.”
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hicretin Öğrettiği

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.9. Hicretin Öğrettiği
Hicretin her safhasında müminler için ibretler vardır. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile yola çıkınca Hz. Ebû Bekir’in oğlu gündüz vakti müşriklerin arasında istihbarat topluyordu. İşittiklerini geceleyin babası ve Resulullah’a (s.a.v.) ulaştırıp müşrik taktiklerine karşı tedbir alınmasına vesile oluyordu.
Sevr mağarasında gizlendikleri zaman Âmir b. Füheyre’nin (r.a.) koyunlarını bu mağara yakınına getirmesi de bir tedbirdi. Onun koyunlarından geceleyin süt sağılıp zaruri gıda temin ediliyordu. Ayrıca Âmir b. Füheyre mağaraya haber getiren Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) oğlunun izini siliyordu.
Sevr Mekke’nin güneyinde çıkılması meşakkatli bir dağdı. Birçok tepeleri var ve mağaraları da dağınıktı. Hira mağarası uzlete müsait, Sevr ise gizlenmeye elverişli bir zemindi. Ön ve arkasında birçok delikler bulunan mağaraya eğilerek veya sürünerek ulaşmak mümkündü. Mağara etrafında dolaşan içerisini kolay kolay göremiyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu mağarayı şu hadisle tasvir etmiştir: “Düşmanlardan biri ayağının dibine baksa bizi görürdü. İçerdeki dışardakilerin ayaklarını görür. Fakat dışardaki içerisini göremezdi.”
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.10. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
5.10. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
Hz. Peygamber (s.a.v.) risalet ve nübüvvetiyle Allah’ın muhatabı ve insanlara Allah’ı anlatan en mühim elçidir. Kâinat onunla bir mana kazandı. Vahşet ve umum rezalet onun getirdiği hidayet nuruyla ilme, irfana, muhabbet ve hakiki insaniyete döndü. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beşerî şahsiyetine bakan insanlar ilâhî vazife itibarıyla kazandığı ulvi şahsiyetini de dikkate almazsa büyük bir hürmetsizlik hatasına yuvarlanabilir.
O; beşerî şahsiyetiyle diğer insanlar gibi yer, içer, sevinir, üzülür ve hatta ağlardı. Fakat ilâhî vazifesi itibarıyla de dağları eriten bir irade ve azme, düşmanlarını telaşa sevk eden bir şecaate ve beşerî imkânları son haddine kadar zorlayan bir yüksek kemalâta sahipti. Şefkati, azmi, iradesi, izzeti, vakarı, güzel ahlakı, dirayet, merhamet ve daha birçok faziletleri sebebiyledir ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) Kur’ân’dan sonra en büyük mucizesi kendi zatıdır. Yani onda toplanmış yüksek ahlakıdır. Her bir haslet onda en yüksek mertebede tecelli etmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ayaklarını kanlar içinde bırakan Tâif halkına “Allah belanızı versin.” yerine “Belki gelecekte onların neslinden beni anlayan biri çıkar.” demesi şefkat ve merhametini, bir savaşın en şiddetli anında Hz. Alî (r.a.) gibi cengâver sahabilerin onun çevresine toplanmaları da yüksek cesaretini gösteriyor.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.10. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
Hz. Peygamber (s.a.v.) risalet ve nübüvvetiyle Allah’ın muhatabı ve insanlara Allah’ı anlatan en mühim elçidir. Kâinat onunla bir mana kazandı. Vahşet ve umum rezalet onun getirdiği hidayet nuruyla ilme, irfana, muhabbet ve hakiki insaniyete döndü. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beşerî şahsiyetine bakan insanlar ilâhî vazife itibarıyla kazandığı ulvi şahsiyetini de dikkate almazsa büyük bir hürmetsizlik hatasına yuvarlanabilir.
O; beşerî şahsiyetiyle diğer insanlar gibi yer, içer, sevinir, üzülür ve hatta ağlardı. Fakat ilâhî vazifesi itibarıyla de dağları eriten bir irade ve azme, düşmanlarını telaşa sevk eden bir şecaate ve beşerî imkânları son haddine kadar zorlayan bir yüksek kemalâta sahipti. Şefkati, azmi, iradesi, izzeti, vakarı, güzel ahlakı, dirayet, merhamet ve daha birçok faziletleri sebebiyledir ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) Kur’ân’dan sonra en büyük mucizesi kendi zatıdır. Yani onda toplanmış yüksek ahlakıdır. Her bir haslet onda en yüksek mertebede tecelli etmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ayaklarını kanlar içinde bırakan Tâif halkına “Allah belanızı versin.” yerine “Belki gelecekte onların neslinden beni anlayan biri çıkar.” demesi şefkat ve merhametini, bir savaşın en şiddetli anında Hz. Alî (r.a.) gibi cengâver sahabilerin onun çevresine toplanmaları da yüksek cesaretini gösteriyor.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.11. Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
5.11. Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.
Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
5.11. Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.
Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.12. Öğretmen de Peygamber Varisidir
5.12. Öğretmen de Peygamber Varisidir
Hz. Muhammed (s.a.v.) ilmin, alimin ve muallimin şerefini “Alimler peygamberlerin varisleridir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, İlim, 1 (No. 3641). hadisiyle ifade etmiştir. Ne büyük şan ne büyük bir paye.! Bu vasıflandırma liyakate bağlıdır. Müjde ona layık bir ümmet ve layık bir öğretmen olabilenler içindir.
Efendimiz (s.a.v.) ilmi yüceltmiş ve alimi el üstünde tutmuştur. Öğrenmeyi, araştırma, inceleme ve fenni de teşvik etmiştir. Lambayla mescidi ışıklandıran sahabiye “Allah da senin kabrini nurlandırsın.”Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Abdülkerîm b. Abdülvâhid eş-Şeybânî el-Cezerî İzzeddîn İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415/1994), 6/25 (No. 5719). duası ne güzel teşviktir!
O zat (s.a.v.) önce kendini sonra kâinatı ve insanları okumuştur. Sonra Rabbini bilmiş Allah’ın vazifelendirmesiyle de insanlara kâinat sultanını tanıttırmıştır. Allah’ı saf zihinlere nakşetmekle vazifeli öğretmenler de aynısını yapmıyor mu? Okullardaki her derse tevhit penceresinden bakmak mümkün. O halde fizik, kimya ve biyoloji öğretmenleri de Peygamberin (s.a.v.) varisidirler. Çünkü bu ilimlere ilim hakikatini kazandıran Allah’ın kudreti iradesi ve sanatıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Öğretmen de Peygamber Varisidir

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.12. Öğretmen de Peygamber Varisidir
Hz. Muhammed (s.a.v.) ilmin, alimin ve muallimin şerefini “Alimler peygamberlerin varisleridir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, İlim, 1 (No. 3641). hadisiyle ifade etmiştir. Ne büyük şan ne büyük bir paye.! Bu vasıflandırma liyakate bağlıdır. Müjde ona layık bir ümmet ve layık bir öğretmen olabilenler içindir.
Efendimiz (s.a.v.) ilmi yüceltmiş ve alimi el üstünde tutmuştur. Öğrenmeyi, araştırma, inceleme ve fenni de teşvik etmiştir. Lambayla mescidi ışıklandıran sahabiye “Allah da senin kabrini nurlandırsın.”Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Abdülkerîm b. Abdülvâhid eş-Şeybânî el-Cezerî İzzeddîn İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415/1994), 6/25 (No. 5719). duası ne güzel teşviktir!
O zat (s.a.v.) önce kendini sonra kâinatı ve insanları okumuştur. Sonra Rabbini bilmiş Allah’ın vazifelendirmesiyle de insanlara kâinat sultanını tanıttırmıştır. Allah’ı saf zihinlere nakşetmekle vazifeli öğretmenler de aynısını yapmıyor mu? Okullardaki her derse tevhit penceresinden bakmak mümkün. O halde fizik, kimya ve biyoloji öğretmenleri de Peygamberin (s.a.v.) varisidirler. Çünkü bu ilimlere ilim hakikatini kazandıran Allah’ın kudreti iradesi ve sanatıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

5.13. Ramazan Fırsatı
5.13. Ramazan Fırsatı
Biz müminleri için Ramazan ayı uhrevi hayat yolunda kurulmuş bir ticaret panayırıdır. Bu mühim ticaret mevsiminde herkes gönlünü, aklını ve hissiyâtını uyanık tutmalı ki fırsatları değerlendirebilsin. Ramazan ile birlikte öyle manevi bir ticaret mevsimi için giriyoruz ki bu ticaretten kazançsız çıkma ihtimali binde bir. Böyle bir vasatta kazanmaya çalışmamak her halde insan için büyük bir kayıptır.
Ramazan’a ulviyet kazandıran birçok hadiseler var. Bu ayda Kur’ân’ın inmesiyle Kur’ân ayı olmuş ve ilâhî rahmetin tövbekârlara kapısını sonuna kadar açmasıyla bu ay “Rahmet Ayı” ünvanı kazanmış ve bu ayda Allah’ın rahmeti gazabını aşarak müminlerin lehine tecelli etmiştir. Bu ayda hayırlara kat kat sevaplar, bir haseneye ise mislinin çok üstünde ihsanlar verilir. Müminlerin bu ayda yapacakları küçük bir salih amelin bile kıymeti diğer zamanlara göre çok yüksektir. Bu ayda şeytanların zincire vurulması ve cehennem kapılarının kapatılması gibi müminlere şevk ve heyecan sebebi olacak birçok noktalar da vardır.
Bütün bunlar kimin için? Allah’ın şu dünya hanında ebedî hayata doğru yol olan biz aciz, zavallı, günahkâr ve hatalar içinde bocalayan kullar için değil mi? Evet; o zat ki kulu kendine bir adım yaklaşırsa o rahmet, lütuf ve ihsanıyla kuluna doğru on adım yaklaşacağını vadediyor. Yeter ki müminler ve kendini âlemlerin sahibi olan Allah’ın kulu kabul edenler Allah’a karşı hüsnüzanla rahmet ve hikmetine itimat ederek ve gönülden inanarak yaklaşsınlar…
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Ramazan Fırsatı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
5.13. Ramazan Fırsatı
Biz müminleri için Ramazan ayı uhrevi hayat yolunda kurulmuş bir ticaret panayırıdır. Bu mühim ticaret mevsiminde herkes gönlünü, aklını ve hissiyâtını uyanık tutmalı ki fırsatları değerlendirebilsin. Ramazan ile birlikte öyle manevi bir ticaret mevsimi için giriyoruz ki bu ticaretten kazançsız çıkma ihtimali binde bir. Böyle bir vasatta kazanmaya çalışmamak her halde insan için büyük bir kayıptır.
Ramazan’a ulviyet kazandıran birçok hadiseler var. Bu ayda Kur’ân’ın inmesiyle Kur’ân ayı olmuş ve ilâhî rahmetin tövbekârlara kapısını sonuna kadar açmasıyla bu ay “Rahmet Ayı” ünvanı kazanmış ve bu ayda Allah’ın rahmeti gazabını aşarak müminlerin lehine tecelli etmiştir. Bu ayda hayırlara kat kat sevaplar, bir haseneye ise mislinin çok üstünde ihsanlar verilir. Müminlerin bu ayda yapacakları küçük bir salih amelin bile kıymeti diğer zamanlara göre çok yüksektir. Bu ayda şeytanların zincire vurulması ve cehennem kapılarının kapatılması gibi müminlere şevk ve heyecan sebebi olacak birçok noktalar da vardır.
Bütün bunlar kimin için? Allah’ın şu dünya hanında ebedî hayata doğru yol olan biz aciz, zavallı, günahkâr ve hatalar içinde bocalayan kullar için değil mi? Evet; o zat ki kulu kendine bir adım yaklaşırsa o rahmet, lütuf ve ihsanıyla kuluna doğru on adım yaklaşacağını vadediyor. Yeter ki müminler ve kendini âlemlerin sahibi olan Allah’ın kulu kabul edenler Allah’a karşı hüsnüzanla rahmet ve hikmetine itimat ederek ve gönülden inanarak yaklaşsınlar…
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6. TEFEKKÜR BÖLÜMÜ
TEFEKKÜR BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
6. TEFEKKÜR BÖLÜMÜ

6.1. Allah Korkusu Nasıl Olmalı?
6.1. Allah Korkusu Nasıl Olmalı?
Kur’ân-ı Kerîm’de müminler şöyle anlatılır: “Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”el-Enfâl 8/2. اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ
Bu ayetten anlaşıldığı gibi iman nurunun artmasıyla Allah korkusunun kalpte yerleşmesi arasında yakın bir ilişki vardır. Allah’ın ayetleri okundukça imanın artmasını merhum Elmalılı Hamdi Yazır da şöyle ele alır: “İlim ve amel cihetinden gelen deliller arttıkça tahkiki iman inkişaf eder, yakin ve iman ziyadeleşir.”Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 224-225.
Güçlü bir iman ilimle elde edilir. Bu ilmin insanı imana götüren bir ilim olması gerekir. İmanın kuvvetine göre her an Hakkın huzurunda imişçesine duydukları haşyet ve ürperti sahipleri farklıdır. Bir ayette buna “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا diyerek dikkat çekilmektedir. Bu hürmet ve haşyet her müminde imanın derecesine göre tecelli eder.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Allah Korkusu Nasıl Olmalı?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.1. Allah Korkusu Nasıl Olmalı?
Kur’ân-ı Kerîm’de müminler şöyle anlatılır: “Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”el-Enfâl 8/2. اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ
Bu ayetten anlaşıldığı gibi iman nurunun artmasıyla Allah korkusunun kalpte yerleşmesi arasında yakın bir ilişki vardır. Allah’ın ayetleri okundukça imanın artmasını merhum Elmalılı Hamdi Yazır da şöyle ele alır: “İlim ve amel cihetinden gelen deliller arttıkça tahkiki iman inkişaf eder, yakin ve iman ziyadeleşir.”Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 224-225.
Güçlü bir iman ilimle elde edilir. Bu ilmin insanı imana götüren bir ilim olması gerekir. İmanın kuvvetine göre her an Hakkın huzurunda imişçesine duydukları haşyet ve ürperti sahipleri farklıdır. Bir ayette buna “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا diyerek dikkat çekilmektedir. Bu hürmet ve haşyet her müminde imanın derecesine göre tecelli eder.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.2. Bahar Dirilişi
6.2. Bahar Dirilişi
Bahar mevsiminin gözler kamaştıran güzelliklerini herkes seyrediyor ve yaşıyor. Baharla birlikte his dünyamızda başka manalar da uçuşmaya başlar. Çünkü bahar yeni bir dünya ve yeni bir hayat demektir. Ömür boyunca devamlı tazelenmekte olan insan diriliş ve yenilenme gerçeklerini baharda daha açık şekilde temaşa eder.
Allah’ın rahmet eserlerini diriliş gerçeği yönünde seyrettiğimiz zaman bahardan çok daha fazla faydalanma imkânı buluruz. Bahar bir kitap değil, binlerce kitap yüklü bir kütüphanedir. Göz, kulak, el, kalp, akıl, his ve latife; hasılı kelam insandaki her şey, her aza bunu okuyabilir. Esasında okumakla baharı yaşamış oluruz. Aksi halde behimi arzularını tatmin için yaşayanları aşamamak tehlikesi vardır. Kurumuş gibi görünen ağaçlar baharda rengarenk gelinliklere bürünür ve adeta ilâhî bir merasime iştirak ederler. Renk ve desen dolu elbiseleriyle gözlerimiz kamaşır. Kara kuru topraktan bunca renk ve desenlerin muntazam şekilde inşa edilişi karşısında ilâhî kudreti düşünmemek imkânsızdır.
Baharın bize fısıldamakta olduğu ilâhî mesaj ikinci diriliştir. “Cennet hurileri tarzında bütün ağaçları sündüsmisal (ipekli elbise gibi) libaslarla (elbiselerle) giydirip çiçek ve meyvelerin murassaatıyla (değerli mücevherlerle süslenmiş şeyleriyle) süslendirip hizmetkâr ederek onların latif elleri olan dallarıyla çeşit çeşit en tatlı, en musanna (sanatlı) meyveleri bize takdim etmek”Nursi, Sözler, Onuncu Söz, İkinci Hakikat, 102. ilâhî kudretin hem rahmet hem rızık hem de ihya (öldükten sonra dirilme) hakikatlerini bize göstermesidir. Burada göz kadar kulak da, kalp kadar akıl da tatmin olmakta ve gördüğü manzara karşısında hayran kalmaktadır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Bahar Dirilişi

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.2. Bahar Dirilişi
Bahar mevsiminin gözler kamaştıran güzelliklerini herkes seyrediyor ve yaşıyor. Baharla birlikte his dünyamızda başka manalar da uçuşmaya başlar. Çünkü bahar yeni bir dünya ve yeni bir hayat demektir. Ömür boyunca devamlı tazelenmekte olan insan diriliş ve yenilenme gerçeklerini baharda daha açık şekilde temaşa eder.
Allah’ın rahmet eserlerini diriliş gerçeği yönünde seyrettiğimiz zaman bahardan çok daha fazla faydalanma imkânı buluruz. Bahar bir kitap değil, binlerce kitap yüklü bir kütüphanedir. Göz, kulak, el, kalp, akıl, his ve latife; hasılı kelam insandaki her şey, her aza bunu okuyabilir. Esasında okumakla baharı yaşamış oluruz. Aksi halde behimi arzularını tatmin için yaşayanları aşamamak tehlikesi vardır. Kurumuş gibi görünen ağaçlar baharda rengarenk gelinliklere bürünür ve adeta ilâhî bir merasime iştirak ederler. Renk ve desen dolu elbiseleriyle gözlerimiz kamaşır. Kara kuru topraktan bunca renk ve desenlerin muntazam şekilde inşa edilişi karşısında ilâhî kudreti düşünmemek imkânsızdır.
Baharın bize fısıldamakta olduğu ilâhî mesaj ikinci diriliştir. “Cennet hurileri tarzında bütün ağaçları sündüsmisal (ipekli elbise gibi) libaslarla (elbiselerle) giydirip çiçek ve meyvelerin murassaatıyla (değerli mücevherlerle süslenmiş şeyleriyle) süslendirip hizmetkâr ederek onların latif elleri olan dallarıyla çeşit çeşit en tatlı, en musanna (sanatlı) meyveleri bize takdim etmek”Nursi, Sözler, Onuncu Söz, İkinci Hakikat, 102. ilâhî kudretin hem rahmet hem rızık hem de ihya (öldükten sonra dirilme) hakikatlerini bize göstermesidir. Burada göz kadar kulak da, kalp kadar akıl da tatmin olmakta ve gördüğü manzara karşısında hayran kalmaktadır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.3. Basiretin Sânii Fark Etmesi
6.3. Basiretin Sânii Fark Etmesi
Cenâb-ı Hak bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmıştır. İnsanlar öncelikle Allah’ı tanıma noktasında imtihan ediliyor. Rabbimiz bir kutsi hadiste açıklandığı gibi mahlukatı kendine bir ayine olması için yaratmıştır.Nursi, İşârâtü’l-İ’câz, Fâtiha Suresi, 38. Bizler mahlukat ayinesinde Allah’ın varlık, büyüklük ve isimlerini okumaktayız.
Bir Arap şairinin ifadesiyle “Her şeyde Allah’ın vahdaniyetine delalet eden bir ayet vardır.” Canlı-cansız, görünen-görünmeyen, farkına varıp varmadığımız mevcudat Allah’ı bize anlatan ve ona işaret eden alâmetlerdir. İnsan olarak yaratılmış olmamız ve bunu idrak edebilmemiz bile Allah’ı ispat eder. Fakat insan alışkanlıklar perdesi altına gizlenerek çoğu zaman Allah’ın kudret eserlerini görmekten mahrum kalır. Gaflet nazarıyla âleme baktığı zaman bu ayetlerin üzerindeki manaları okuyamaz.
Arı gibi zehirli bir böcek eliyle en şifalı balı bize yedirmek ve ipek böceği gibi elsiz bir mahluk eliyle insanlara ipek gibi latif bir elbiseyi giydirmek Allah’ın varlık delili sayılmaz mı? Hele gözler önündeki yumurta fabrikaları olan şirin varlıklar tavuklar ve süt fabrikaları gibi olan mübarek hayvan ve ineklere ne demeli? Birisi çer çöp arasından, diğeri de karmakarışık otlardan bize en mugaddi (besleyici) gıda maddelerini hediye ediyorlar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Basiretin Sânii Fark Etmesi

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.3. Basiretin Sânii Fark Etmesi
Cenâb-ı Hak bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmıştır. İnsanlar öncelikle Allah’ı tanıma noktasında imtihan ediliyor. Rabbimiz bir kutsi hadiste açıklandığı gibi mahlukatı kendine bir ayine olması için yaratmıştır.Nursi, İşârâtü’l-İ’câz, Fâtiha Suresi, 38. Bizler mahlukat ayinesinde Allah’ın varlık, büyüklük ve isimlerini okumaktayız.
Bir Arap şairinin ifadesiyle “Her şeyde Allah’ın vahdaniyetine delalet eden bir ayet vardır.” Canlı-cansız, görünen-görünmeyen, farkına varıp varmadığımız mevcudat Allah’ı bize anlatan ve ona işaret eden alâmetlerdir. İnsan olarak yaratılmış olmamız ve bunu idrak edebilmemiz bile Allah’ı ispat eder. Fakat insan alışkanlıklar perdesi altına gizlenerek çoğu zaman Allah’ın kudret eserlerini görmekten mahrum kalır. Gaflet nazarıyla âleme baktığı zaman bu ayetlerin üzerindeki manaları okuyamaz.
Arı gibi zehirli bir böcek eliyle en şifalı balı bize yedirmek ve ipek böceği gibi elsiz bir mahluk eliyle insanlara ipek gibi latif bir elbiseyi giydirmek Allah’ın varlık delili sayılmaz mı? Hele gözler önündeki yumurta fabrikaları olan şirin varlıklar tavuklar ve süt fabrikaları gibi olan mübarek hayvan ve ineklere ne demeli? Birisi çer çöp arasından, diğeri de karmakarışık otlardan bize en mugaddi (besleyici) gıda maddelerini hediye ediyorlar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.4. Baskı Fıtrata Ters
6.4. Baskı Fıtrata Ters
İnsana kıymet veren karakteridir. Tavır, ahlak ve insani münasebetler de bunun neticesidir. Konuşmalar büyük nispette karakterin rengini ele verir. Bir hitap kelimesi bile karşımızdaki şahsiyet hakkında yeterli fikir sahibi olmamıza yeter.
İki insan arasındaki meslek, düşünce, inanç ve kültür farkı insani vasıfları göz ardı ettiremez. Allah’ın yer yüzünde kabiliyet, sıfatlar ve taşıdığı arzular itibarıyla ahsen-i takvîm üzere yarattığı insan her şeyden önce bu sıfatıyla muhatap kabul edilmelidir. Aksi halde yanlışların ardı arkası gelmez.
Fertlere ismiyle hitap etmek en güzel şeylerden birisidir. “Lan ve ulan” gibi argo ya da arızi sebeplere bina edilen hitap şekilleri küçültücüdür. İlmi ve maddi seviyesi ne olursa olsun her insanda bir haysiyet, şeref ve vakar olduğunu unutmamak gerekir. Amir-memur ve ast-üst münasebetlerinde hitaplar belirgin şekilde kendini gösterir. Hatta bir işi bitirme konusunda başlangıçtaki hitap ve üslûbun hatırı sayılır bir yeri vardır. Bu meselede en güzel numune İslâmiyet’in doğuş zamanlarıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Baskı Fıtrata Ters

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.4. Baskı Fıtrata Ters
İnsana kıymet veren karakteridir. Tavır, ahlak ve insani münasebetler de bunun neticesidir. Konuşmalar büyük nispette karakterin rengini ele verir. Bir hitap kelimesi bile karşımızdaki şahsiyet hakkında yeterli fikir sahibi olmamıza yeter.
İki insan arasındaki meslek, düşünce, inanç ve kültür farkı insani vasıfları göz ardı ettiremez. Allah’ın yer yüzünde kabiliyet, sıfatlar ve taşıdığı arzular itibarıyla ahsen-i takvîm üzere yarattığı insan her şeyden önce bu sıfatıyla muhatap kabul edilmelidir. Aksi halde yanlışların ardı arkası gelmez.
Fertlere ismiyle hitap etmek en güzel şeylerden birisidir. “Lan ve ulan” gibi argo ya da arızi sebeplere bina edilen hitap şekilleri küçültücüdür. İlmi ve maddi seviyesi ne olursa olsun her insanda bir haysiyet, şeref ve vakar olduğunu unutmamak gerekir. Amir-memur ve ast-üst münasebetlerinde hitaplar belirgin şekilde kendini gösterir. Hatta bir işi bitirme konusunda başlangıçtaki hitap ve üslûbun hatırı sayılır bir yeri vardır. Bu meselede en güzel numune İslâmiyet’in doğuş zamanlarıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.5. Fitneler Karşısında
6.5. Fitneler Karşısında
Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.
İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).
Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Fitneler Karşısında

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
6.5. Fitneler Karşısında
Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.
İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).
Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.6. Mümine Ölüm Sevimlidir
6.6. Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Mümine Ölüm Sevimlidir

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
6.6. Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.7. Pire İçin Yorgan Yakmak
6.7. Pire İçin Yorgan Yakmak
Halk arasında veciz bir ifade var: “Pire için yorgan yakılmaz.” İnsan ilginç bir varlık. Pire için değil, bazen hayali bir siyah nokta için bile evi yakar. Göz perdemizi kapatan ve ruhumuza çöken eksik ve yanlış düşünceler, vehim ve kuruntular hafızamızı eline geçirir. Dünyamız karanlıklara bürünür. Bir kelime, bir lokma, bir hayal kırıntısı ve bir söze bile değmeyen hadiselerle boğuşup kendimizi hapsederiz.
Her insan hata yapabilir. Beşer olmak hasebiyle şaşmak ve kusur işlemek insanların halindendir. Kusursuz dost arayan dostsuz kalmaya mahkûmdur. Mühim olan; kusurları telafi etme gayretinde olmak, insan insana medeni ölçüler içinde hitap etmek ve birlikte iş yapmaktır.
Herhangi bir kusur ve hatada da insanın tenkitleri kimi zaman amansız olur. Hata ve kusura odaklanmakla her şeyi karşımızdaki insandan bilip ona yükleniriz. Halbuki gerçek böyle değildir. Bakınız bir hata, kusur ve musibet neticesinde mesuliyette kimlerin kimlerin rolü vardır…
1-Kendi Hatanı Gör: Bir eksiklikte önce kendi nefis ve şeytanımızın hissesi var. Onu arayıp ve anlayıp kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hiçbir hata ve kusur sadece dışımızdaki sebeplerin tesiriyle meydana gelmez. Fakat insan egoist olduğundan işin kendine bakan yüzünü görmez, görmek de istemez. Çünkü kendi kusurunu görmek büyük bir kemaldir. Böyle bir hal fazilettir, bu fazilete ise herkes ulaşamaz. Ulaşmaya gayret etmek ise herkesin vazifesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Pire İçin Yorgan Yakmak

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.7. Pire İçin Yorgan Yakmak
Halk arasında veciz bir ifade var: “Pire için yorgan yakılmaz.” İnsan ilginç bir varlık. Pire için değil, bazen hayali bir siyah nokta için bile evi yakar. Göz perdemizi kapatan ve ruhumuza çöken eksik ve yanlış düşünceler, vehim ve kuruntular hafızamızı eline geçirir. Dünyamız karanlıklara bürünür. Bir kelime, bir lokma, bir hayal kırıntısı ve bir söze bile değmeyen hadiselerle boğuşup kendimizi hapsederiz.
Her insan hata yapabilir. Beşer olmak hasebiyle şaşmak ve kusur işlemek insanların halindendir. Kusursuz dost arayan dostsuz kalmaya mahkûmdur. Mühim olan; kusurları telafi etme gayretinde olmak, insan insana medeni ölçüler içinde hitap etmek ve birlikte iş yapmaktır.
Herhangi bir kusur ve hatada da insanın tenkitleri kimi zaman amansız olur. Hata ve kusura odaklanmakla her şeyi karşımızdaki insandan bilip ona yükleniriz. Halbuki gerçek böyle değildir. Bakınız bir hata, kusur ve musibet neticesinde mesuliyette kimlerin kimlerin rolü vardır…
1-Kendi Hatanı Gör: Bir eksiklikte önce kendi nefis ve şeytanımızın hissesi var. Onu arayıp ve anlayıp kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hiçbir hata ve kusur sadece dışımızdaki sebeplerin tesiriyle meydana gelmez. Fakat insan egoist olduğundan işin kendine bakan yüzünü görmez, görmek de istemez. Çünkü kendi kusurunu görmek büyük bir kemaldir. Böyle bir hal fazilettir, bu fazilete ise herkes ulaşamaz. Ulaşmaya gayret etmek ise herkesin vazifesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.8. Sabah Bir Haşirdir
6.8. Sabah Bir Haşirdir
Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.
Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.
Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Sabah Bir Haşirdir

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
6.8. Sabah Bir Haşirdir
Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.
Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.
Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.9. Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
6.9. Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
6.9. Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.10. Yaşamak Damarı
6.10. Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Nursi, Tarîhçe-i Hayât, Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşamak Damarı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.10. Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Nursi, Tarîhçe-i Hayât, Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

6.11. Zaferin Katilleri
6.11. Zaferin Katilleri
Hayat birçok meşakkat ve sıkıntıları içinde barındırır. O, bir harekettir. Sıkıntı, elem ve meşakkatler hareketin motoru ve zembereğidir. İnsana verilen gayret ve azim bu vesile ile ortaya çıkar. Hayat akan bir nehir gibidir. Nehir her zaman düz bir araziden gitmez. Kimi zaman dümdüz ovaları, sakin sakin yalayıp gider; bazen de sarp kayalıklar arasından çağlayanlar halinde kulakları dolduran ve yürekleri hoplatan sesler çıkarıp içimizde hoş bir ürperti bırakarak akar.
Bütün zıtlıklara rağmen değişmeyen bir şey vardır: Hayatın hareket, faaliyet, mücadele ve gayret sahası oluşu… İnsanın gayreti, himmeti, çalışma ve azim gücü devamlı bilenmeye ihtiyaç duyar. Hayatın farklı hareketleri onları biler ve iş görme kabiliyetini ortaya çıkarır.
Hayat içindeki zorlukları ancak yüksek himmet sahipleri aşabilir. Fakat bunun hiçbir zaman kolay olmadığı yaşanan bir gerçektir. Kimileri bu yolda teslimiyeti seçer. Azmini, gayretini ve mücadelesini salıverip mağlubiyet zilletine mahkûm olur. Böyle durumlarda Kur’ân’ın “Allah sabredenlerle beraberdir.”el-Bakara 2/153. اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ayetini hatırlayıp Allah’a sığınmak gerekiyor. Çünkü Allah’ı yardımcı kabul edenlerin aşamayacakları şey yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Zaferin Katilleri

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
6.11. Zaferin Katilleri
Hayat birçok meşakkat ve sıkıntıları içinde barındırır. O, bir harekettir. Sıkıntı, elem ve meşakkatler hareketin motoru ve zembereğidir. İnsana verilen gayret ve azim bu vesile ile ortaya çıkar. Hayat akan bir nehir gibidir. Nehir her zaman düz bir araziden gitmez. Kimi zaman dümdüz ovaları, sakin sakin yalayıp gider; bazen de sarp kayalıklar arasından çağlayanlar halinde kulakları dolduran ve yürekleri hoplatan sesler çıkarıp içimizde hoş bir ürperti bırakarak akar.
Bütün zıtlıklara rağmen değişmeyen bir şey vardır: Hayatın hareket, faaliyet, mücadele ve gayret sahası oluşu… İnsanın gayreti, himmeti, çalışma ve azim gücü devamlı bilenmeye ihtiyaç duyar. Hayatın farklı hareketleri onları biler ve iş görme kabiliyetini ortaya çıkarır.
Hayat içindeki zorlukları ancak yüksek himmet sahipleri aşabilir. Fakat bunun hiçbir zaman kolay olmadığı yaşanan bir gerçektir. Kimileri bu yolda teslimiyeti seçer. Azmini, gayretini ve mücadelesini salıverip mağlubiyet zilletine mahkûm olur. Böyle durumlarda Kur’ân’ın “Allah sabredenlerle beraberdir.”el-Bakara 2/153. اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ayetini hatırlayıp Allah’a sığınmak gerekiyor. Çünkü Allah’ı yardımcı kabul edenlerin aşamayacakları şey yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7. TÖVBE BÖLÜMÜ
TÖVBE BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
7. TÖVBE BÖLÜMÜ

7.1. Büyük Günahlar
7.1. Büyük Günahlar
Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler.
Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır.
Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Büyük Günahlar

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.1. Büyük Günahlar
Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler.
Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır.
Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.2. Gıybet ve Neticesi
7.2. Gıybet ve Neticesi
Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.
Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.
Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Gıybet ve Neticesi

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
7.2. Gıybet ve Neticesi
Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.
Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.
Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.3. Günah Kime Karşı?
7.3. Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günah Kime Karşı?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.3. Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.4. Günah, Korku ve Ümit Dengesi
7.4. Günah, Korku ve Ümit Dengesi
İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, 4/143.
Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin.
Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günah, Korku ve Ümit Dengesi

1 yıl önce(last modified 263 gün önce)
7.4. Günah, Korku ve Ümit Dengesi
İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, 4/143.
Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin.
Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.5. Günahlara Tövbe
7.5. Günahlara Tövbe
“İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir.
Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür.
İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günahlara Tövbe

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
7.5. Günahlara Tövbe
“İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir.
Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür.
İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.6. İmtihanların Sebebi
7.6. İmtihanların Sebebi
“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Nursi, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.
Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.
Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmtihanların Sebebi

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
7.6. İmtihanların Sebebi
“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Nursi, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.
Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.
Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.7. Muhasebe Ölmeden Yapılır
7.7. Muhasebe Ölmeden Yapılır
Hayat akıp gidiyor ve günler süratle geçiyor. Zaman çarkları arasında dünyamız bizi de mahall-i maksûda (varılmak istenen yere) taşıyor. Bu sürat sırasında bazen kendimizi düşünmeye bile fırsat kalmadığı oluyor. Halbuki “Ey iman edenler size nefisleriniz gereklidir.” diyen Kur’ân kendimizi hesaba çekmeyi emretmiyor mu?
Düşünmek halini, geçmişini ve istikbalini hesaba katmak insanın özelliğidir. Bu sebeple filozoflar insanı düşünen canlı diye tarif etmişler. Mukaddes kitabımız Kur’ân bizi sık sık düşünmeye çağırır. “Niçin akletmiyorsunuz? Hâlâ ibret almayacak mısınız? Tefekkür etmiyor musunuz?” diye ikaz eder. Gerçekten. Kur’ân’daki bu ikazlar insan olan insana çok dersler anlatır.
Tirmizî’de yer alan bir hadisin manası şöyledir: “Akıllı kimse kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse nefsini hevasına tabi kılar ve Allah’tan olmayacak şeyler bekler.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Sıfatü’l-Kıyâme, 20 (No. 2627).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Muhasebe Ölmeden Yapılır

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.7. Muhasebe Ölmeden Yapılır
Hayat akıp gidiyor ve günler süratle geçiyor. Zaman çarkları arasında dünyamız bizi de mahall-i maksûda (varılmak istenen yere) taşıyor. Bu sürat sırasında bazen kendimizi düşünmeye bile fırsat kalmadığı oluyor. Halbuki “Ey iman edenler size nefisleriniz gereklidir.” diyen Kur’ân kendimizi hesaba çekmeyi emretmiyor mu?
Düşünmek halini, geçmişini ve istikbalini hesaba katmak insanın özelliğidir. Bu sebeple filozoflar insanı düşünen canlı diye tarif etmişler. Mukaddes kitabımız Kur’ân bizi sık sık düşünmeye çağırır. “Niçin akletmiyorsunuz? Hâlâ ibret almayacak mısınız? Tefekkür etmiyor musunuz?” diye ikaz eder. Gerçekten. Kur’ân’daki bu ikazlar insan olan insana çok dersler anlatır.
Tirmizî’de yer alan bir hadisin manası şöyledir: “Akıllı kimse kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse nefsini hevasına tabi kılar ve Allah’tan olmayacak şeyler bekler.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Sıfatü’l-Kıyâme, 20 (No. 2627).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.8. Musibetten Çıkan Netice
7.8. Musibetten Çıkan Netice
“Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Nursi, Emirdağ Lahikası, Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451.
İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır.
İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetten Çıkan Netice

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.8. Musibetten Çıkan Netice
“Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Nursi, Emirdağ Lahikası, Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451.
İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır.
İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.9. Özür ve Sakatlıktaki Hayır
7.9. Özür ve Sakatlıktaki Hayır
İnsan dar aklı ve kısa fikriyle Allah’ın fiillerinden her şeyi anlayamaz. Çevresindeki insanlardan azaları eksik olanlara bakıp şiddetli üzüntü ve elem duyar. Gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, ayakları vazifesini yapmayan veya eli tutmayan bir kişi insanı gerçekten üzer. Fakat Allah insanlara kullarından daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Onun merhamet ve şefkatine sığmasaydı onları yaratmazdı.
Özürlü bir insan karşısında öncelikle bu olayda da Allah’ın bir şekilde şefkat ve merhameti olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü her şeyi bilen ve yaratan odur. Onun hikmetine itimat etmeli ve bilmeli ki her hadise ve yaratılanda bir hikmet gizlidir… Aksi halde her akıl sahibi ve hassas ruhlu insan gerek insanlarda gerekse tabiatta yaşanan görünüşte çirkin ve kötü gibi gelen manzaralardan bir hayli rahatsız olacaktır.
İnsanı yoktan yaratan, ona vücut veren, gözle, kulakla, el ve ayak gibi kıymetli aletlerle donatan Allah bunlardan birisini eksik vermek ama sağır ya da aksak yaratmakla kulunu imtihan etmektedir. Gerçekte nimet içinde yüzmek gibi sakat kalmak da bir imtihandır. Hatta şükretmesini bilen insanlara sakatlık veya özür sahibi olmak ebedî hayata bakan yönüyle çok daha büyük bir nimet olabilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Özür ve Sakatlıktaki Hayır

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.9. Özür ve Sakatlıktaki Hayır
İnsan dar aklı ve kısa fikriyle Allah’ın fiillerinden her şeyi anlayamaz. Çevresindeki insanlardan azaları eksik olanlara bakıp şiddetli üzüntü ve elem duyar. Gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, ayakları vazifesini yapmayan veya eli tutmayan bir kişi insanı gerçekten üzer. Fakat Allah insanlara kullarından daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Onun merhamet ve şefkatine sığmasaydı onları yaratmazdı.
Özürlü bir insan karşısında öncelikle bu olayda da Allah’ın bir şekilde şefkat ve merhameti olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü her şeyi bilen ve yaratan odur. Onun hikmetine itimat etmeli ve bilmeli ki her hadise ve yaratılanda bir hikmet gizlidir… Aksi halde her akıl sahibi ve hassas ruhlu insan gerek insanlarda gerekse tabiatta yaşanan görünüşte çirkin ve kötü gibi gelen manzaralardan bir hayli rahatsız olacaktır.
İnsanı yoktan yaratan, ona vücut veren, gözle, kulakla, el ve ayak gibi kıymetli aletlerle donatan Allah bunlardan birisini eksik vermek ama sağır ya da aksak yaratmakla kulunu imtihan etmektedir. Gerçekte nimet içinde yüzmek gibi sakat kalmak da bir imtihandır. Hatta şükretmesini bilen insanlara sakatlık veya özür sahibi olmak ebedî hayata bakan yönüyle çok daha büyük bir nimet olabilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.10. Taştan Bombalarla Tazip
7.10. Taştan Bombalarla Tazip
Kâinatta her hadise bir program altında cereyan ediyor. İnsan, tabiat, dünya ve kâinat her an her şeyiyle ilâhî kudretin izniyle ayakta duruyor. İnancımıza göre zerre kadar iyilik de kötülük de karşılıksız kalmayacak. Kur’ân’ın bize verdiği dersten anlıyoruz ki bir yaprak bile Allah’ın ilmi dışında düşmez.el-En’âm 6/59. وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا
Her şey ona bakıyor. Onun kudreti halimiz ve tavrımız gibi kâinatın cüz’iyâtına da hâkim. Gaflete dalan insanlık dünyanın da başını dumanlı hale getiriyor ve dünya üzerindeki fertlerin zulmü, küfrü ve günahları unsurları tahrik ediyor; semavi ve arzi belalar, tufanlar ve musibetler sökün ediyorlar.
Kur’ân’da geçmiş ümmetlerin günah ve tuğyanlarıyla belaların nasıl hücum ettikleri anlatılır. Mülk Suresi’nin 8. ayetindeki “Neredeyse cehennem öfkeden parçalanacaktı.”el-Mülk 67/8. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ ifadesini tefsir eden Bediüzzaman “Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın (diğer varlıkların) ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilan ederek gayet müthiş bir tarzda ve icazkârâne (mucizeli bir şekilde) ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor (sakındırıyor).” ifadelerini kullanmıştır.Nursi, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, On Birinci İşaret, 153.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Taştan Bombalarla Tazip

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.10. Taştan Bombalarla Tazip
Kâinatta her hadise bir program altında cereyan ediyor. İnsan, tabiat, dünya ve kâinat her an her şeyiyle ilâhî kudretin izniyle ayakta duruyor. İnancımıza göre zerre kadar iyilik de kötülük de karşılıksız kalmayacak. Kur’ân’ın bize verdiği dersten anlıyoruz ki bir yaprak bile Allah’ın ilmi dışında düşmez.el-En’âm 6/59. وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا
Her şey ona bakıyor. Onun kudreti halimiz ve tavrımız gibi kâinatın cüz’iyâtına da hâkim. Gaflete dalan insanlık dünyanın da başını dumanlı hale getiriyor ve dünya üzerindeki fertlerin zulmü, küfrü ve günahları unsurları tahrik ediyor; semavi ve arzi belalar, tufanlar ve musibetler sökün ediyorlar.
Kur’ân’da geçmiş ümmetlerin günah ve tuğyanlarıyla belaların nasıl hücum ettikleri anlatılır. Mülk Suresi’nin 8. ayetindeki “Neredeyse cehennem öfkeden parçalanacaktı.”el-Mülk 67/8. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ ifadesini tefsir eden Bediüzzaman “Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın (diğer varlıkların) ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilan ederek gayet müthiş bir tarzda ve icazkârâne (mucizeli bir şekilde) ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor (sakındırıyor).” ifadelerini kullanmıştır.Nursi, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, On Birinci İşaret, 153.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.11. Tedbir ve Ölüm
7.11. Tedbir ve Ölüm
Cenâb-ı Hak kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gelecek hadiseleri yaratmadan önce takdir etmiştir. Büyük küçük her şey ve hadisenin nerede, hangi zamanda meydana geleceği yazılıdır. Her şeyin ilâhî ilmin bir ünvanı olan levh-i mahfûzda yazılmasına kader, bunların ilim ve programa uygun şekilde yaratılmasına da kaza denir. Bu haliyle kader ve kaza Allah’ın irade ve kudret sıfatlarının zaruri bir neticesi ve gereğidir. Zira bunların yazılması bir ilim ve iradeye, yaratılmaları da kudrete bağlıdır. Cenâb-ı Hakk’ın ilim, irade ve diğer sıfatlarının gereği olarak takdiri kader; bunları yaratması da kazadır.
Kadere “O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.”el-Furkân 25/2. وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يراً ayeti işaret eder.
Kader kazadan daha kapsamlıdır. Çünkü her kaza olan (ortaya çıkan, yaratılan) kaderde vardır. Fakat kaderde olan her şey henüz kaza edilmemiştir. Cenâb-ı Hak ezelde asi olmanın ya da salih bir insan olarak yaşamanın kaide ve prensiplerini takdir ve tayin etmiştir. Allah’ın devamlı yasaklarını işleyen isyankâr, iyi ve güzel fiilleri yapan da salih kul olur. Dünyevi hayatın kanunlarını da yaratan Allah’tır. Hayatını refah ve saadet içinde geçirmenin yolunu çizen ve gösteren de Allah’tır. Tembellikten uzak duran, çalışan ve kabiliyetlerini faydalı şeylere yönelten insan bahtiyar; aciz, miskin ve tembeller de meskenet ve zillete düşer. Her iki durum da kaderdir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Tedbir ve Ölüm

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.11. Tedbir ve Ölüm
Cenâb-ı Hak kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gelecek hadiseleri yaratmadan önce takdir etmiştir. Büyük küçük her şey ve hadisenin nerede, hangi zamanda meydana geleceği yazılıdır. Her şeyin ilâhî ilmin bir ünvanı olan levh-i mahfûzda yazılmasına kader, bunların ilim ve programa uygun şekilde yaratılmasına da kaza denir. Bu haliyle kader ve kaza Allah’ın irade ve kudret sıfatlarının zaruri bir neticesi ve gereğidir. Zira bunların yazılması bir ilim ve iradeye, yaratılmaları da kudrete bağlıdır. Cenâb-ı Hakk’ın ilim, irade ve diğer sıfatlarının gereği olarak takdiri kader; bunları yaratması da kazadır.
Kadere “O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.”el-Furkân 25/2. وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يراً ayeti işaret eder.
Kader kazadan daha kapsamlıdır. Çünkü her kaza olan (ortaya çıkan, yaratılan) kaderde vardır. Fakat kaderde olan her şey henüz kaza edilmemiştir. Cenâb-ı Hak ezelde asi olmanın ya da salih bir insan olarak yaşamanın kaide ve prensiplerini takdir ve tayin etmiştir. Allah’ın devamlı yasaklarını işleyen isyankâr, iyi ve güzel fiilleri yapan da salih kul olur. Dünyevi hayatın kanunlarını da yaratan Allah’tır. Hayatını refah ve saadet içinde geçirmenin yolunu çizen ve gösteren de Allah’tır. Tembellikten uzak duran, çalışan ve kabiliyetlerini faydalı şeylere yönelten insan bahtiyar; aciz, miskin ve tembeller de meskenet ve zillete düşer. Her iki durum da kaderdir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

7.12. Yağmursuzluk ve Musibet
7.12. Yağmursuzluk ve Musibet
İnsan şu kâinat ağacının meyvesidir. Bir ağaç bütün varlığıyla meyveye yönelik olduğu gibi kâinattaki hadiseler de insana bakıyor. İnsanın hareketleriyle kâinattaki hadiseler arasında yakın bir irtibat vardır. Bu alaka sadece maddi değildir. Kâinattaki hadiseler insanın manevi hayatıyla da ilgilidir.
Kâinat ve insanın sahibi olan Allah insan ve kâinat münasebetini nasıl tanzim etmişse insanın manevi hali, günahları, sevapları ve hayatıyla da kâinatı öyle birbirine bağlamıştır. Kur’ân isyan eden Firavun kavminin helakı üzerine gök ve yerin ağlamadıklarınıed-Duhân 44/29. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ ifade ederek muhalif manasıyla da inanan ve Allah’a itaat edenlerin ölmesiyle gök ve yerin mahzun olup ağladıklarını ifade eder.
İnsan kâinatta küçük bir yere sahiptir. Boyut itibarıyla belki de bir zerre kadardır. Fakat imanı ve hareketleriyle kâinatın sahibine muhatap olmuştur. Ona isyan etmesi de böyledir. İsyan, küfür ve günahlarında da cisminin küçüklüğü değil; hatasının mahiyeti düşünülmelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yağmursuzluk ve Musibet

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
7.12. Yağmursuzluk ve Musibet
İnsan şu kâinat ağacının meyvesidir. Bir ağaç bütün varlığıyla meyveye yönelik olduğu gibi kâinattaki hadiseler de insana bakıyor. İnsanın hareketleriyle kâinattaki hadiseler arasında yakın bir irtibat vardır. Bu alaka sadece maddi değildir. Kâinattaki hadiseler insanın manevi hayatıyla da ilgilidir.
Kâinat ve insanın sahibi olan Allah insan ve kâinat münasebetini nasıl tanzim etmişse insanın manevi hali, günahları, sevapları ve hayatıyla da kâinatı öyle birbirine bağlamıştır. Kur’ân isyan eden Firavun kavminin helakı üzerine gök ve yerin ağlamadıklarınıed-Duhân 44/29. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ ifade ederek muhalif manasıyla da inanan ve Allah’a itaat edenlerin ölmesiyle gök ve yerin mahzun olup ağladıklarını ifade eder.
İnsan kâinatta küçük bir yere sahiptir. Boyut itibarıyla belki de bir zerre kadardır. Fakat imanı ve hareketleriyle kâinatın sahibine muhatap olmuştur. Ona isyan etmesi de böyledir. İsyan, küfür ve günahlarında da cisminin küçüklüğü değil; hatasının mahiyeti düşünülmelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Son
Son
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Son

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Son
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Kaynakça
Kaynakça
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Kaynakça

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Kaynakça
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.