
Hangi Tevekkül Doğru?
Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hangi Tevekkül Doğru?

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Allah'a Bağlılık'taki Güç
Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Allah'a Bağlılık'taki Güç

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Tevekkül ve Ruh Sağlığı

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

TEVEKKÜL BÖLÜMÜ
TEVEKKÜL BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
TEVEKKÜL BÖLÜMÜ

İnsan Duaya Muhtaç
İnsan Duaya Muhtaç
Allah’a inanmayan kişiler bile insan olarak şuuraltındaki motiflerin sevki ile kendisini yaratan bir zatı arıyor. Mütedeyyin olmayan birçok insanın bile dua ettikleri görülmüştür. Kur’ân’da bu ve buna benzer insanların dualarının mahiyeti anlatılır.
Kur’ân’da dua Allah’ın birliğini kabul etmek anlamına gelen tevhitle bütünleşmiştir. “Çağırmak, davet etmek, dua etmek, ibadet etmek” manalarında kullanılan bu kelime çoğu yerde iman ile küfür arasında bir perde gibi durmaktadır.
Rabbimiz de bize kendine karşı dua ve niyaz halinde olmamızı emrediyor. Bazı alimler bu emirden hareketle kulun duasından Allah’ın da onun zatına mahsus, mukaddes bir memnuniyet sahibi olduğu sonuca varmışlardır. Hadîs-i şerîf ve kutsi hadislerde bu mesele dile getirilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İnsan Duaya Muhtaç

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
İnsan Duaya Muhtaç
Allah’a inanmayan kişiler bile insan olarak şuuraltındaki motiflerin sevki ile kendisini yaratan bir zatı arıyor. Mütedeyyin olmayan birçok insanın bile dua ettikleri görülmüştür. Kur’ân’da bu ve buna benzer insanların dualarının mahiyeti anlatılır.
Kur’ân’da dua Allah’ın birliğini kabul etmek anlamına gelen tevhitle bütünleşmiştir. “Çağırmak, davet etmek, dua etmek, ibadet etmek” manalarında kullanılan bu kelime çoğu yerde iman ile küfür arasında bir perde gibi durmaktadır.
Rabbimiz de bize kendine karşı dua ve niyaz halinde olmamızı emrediyor. Bazı alimler bu emirden hareketle kulun duasından Allah’ın da onun zatına mahsus, mukaddes bir memnuniyet sahibi olduğu sonuca varmışlardır. Hadîs-i şerîf ve kutsi hadislerde bu mesele dile getirilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıyabi Dua Makbul
Gıyabi Dua Makbul
Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır.
Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur.
Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Gıyabi Dua Makbul

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Gıyabi Dua Makbul
Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır.
Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur.
Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
Dua bir ibadet olması itibarıyla kulun hiçbir zaman Allah’a karşı “Duam kabul olmadı.” gibi bir şikâyete hakkı yoktur. Çünkü ibadetlerin mükafatı ahirette verilecektir. Dünyevi karşılıklar ise sadece birer teşvik olabilir.
Bu dünya hikmet yeridir. Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin tecellisi her şeyin fıtri bir kanun içinde yapılması gerektiğini gösteriyor. İnsan sebepler istikametinde hareket eder.
Duada da Hakîm isminin tecellisine uyum gerekir. Allah istenen her şeyi yaratabilir. Bu, onun kudretine göre çok kolaydır. Fakat Hakîm ismi iktiza etmezse yaratmaz. Rabbimiz bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmaktadır. Fakat nice insanlar vardır da yıllardır tekrarladıkları duanın neticesini alamamıştır. Peki bu insanların duası kabul olmadı mı? Evet, dualara cevap vermek ile kabul edilmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın bu husustaki ikazı gayet açıktır: “Kullarım beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”el-Bakara 2/186. وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı

1 yıl önce(last modified 357 gün önce)
Duaya Cevap Ayrı, Kabul Ayrı
Dua bir ibadet olması itibarıyla kulun hiçbir zaman Allah’a karşı “Duam kabul olmadı.” gibi bir şikâyete hakkı yoktur. Çünkü ibadetlerin mükafatı ahirette verilecektir. Dünyevi karşılıklar ise sadece birer teşvik olabilir.
Bu dünya hikmet yeridir. Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin tecellisi her şeyin fıtri bir kanun içinde yapılması gerektiğini gösteriyor. İnsan sebepler istikametinde hareket eder.
Duada da Hakîm isminin tecellisine uyum gerekir. Allah istenen her şeyi yaratabilir. Bu, onun kudretine göre çok kolaydır. Fakat Hakîm ismi iktiza etmezse yaratmaz. Rabbimiz bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmaktadır. Fakat nice insanlar vardır da yıllardır tekrarladıkları duanın neticesini alamamıştır. Peki bu insanların duası kabul olmadı mı? Evet, dualara cevap vermek ile kabul edilmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın bu husustaki ikazı gayet açıktır: “Kullarım beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”el-Bakara 2/186. وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duamız Kabul Oldu mu?
Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duamız Kabul Oldu mu?

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duada Tereddüt Edilmemeli
Duada Tereddüt Edilmemeli
İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً
İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.
İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duada Tereddüt Edilmemeli

2 yıl önce(last modified 357 gün önce)
Duada Tereddüt Edilmemeli
İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً
İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.
İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
Günümüzde hayat çok kompleks bir hal almıştır. İnsanlar daha fazla refah peşinde koşarken maddi-manevi birtakım değerlerini unutuyor veya feda ediyor. İstemese de hırsla gücünün üstünde çalışmak mecburiyetinde kalıyor. Bu stresli hayat karşısında Müslümanın manevi sigortası önce iman, sonra da duadır.
Zaman değişmiş, asır başkalaşmış ve hayat çok kompleks bir yapı kazanmıştır. Eskiden ihtiyaçlar azdı. Hayatı sürdürmek için bir elin parmakları kadar şeyle idare edilirdi. Şimdi ihtiyaçlar birden bine çıkarılmış. Bunların çoğu da bir insan için ne fıtridir ve ne de zaruridir! Olmayan ihtiyaçlar için ha bire didinip duruyoruz. Görenek belası insanları modanın esiri yapıyor.
Modern hayat ve daha müreffeh yaşama şartları derken insanlar istemese de hırsla imkânları ve gücünün üstünde çalışmaya mecbur kalmıştır. Bütün bunlar insanın ruhi bünyesinde birçok yaralar açmaktadır. Hayatı muhafaza etmek derdi bir yandan strese iterken öbür taraftan da insanları manevi ahlak erozyonuyla karşı karşıya getirmiştir. Özellikle böyle zamanlarda duanın tesiri büyüktür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!

2 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Dua Edeni Bilenin Olması Ne Güzel!
Günümüzde hayat çok kompleks bir hal almıştır. İnsanlar daha fazla refah peşinde koşarken maddi-manevi birtakım değerlerini unutuyor veya feda ediyor. İstemese de hırsla gücünün üstünde çalışmak mecburiyetinde kalıyor. Bu stresli hayat karşısında Müslümanın manevi sigortası önce iman, sonra da duadır.
Zaman değişmiş, asır başkalaşmış ve hayat çok kompleks bir yapı kazanmıştır. Eskiden ihtiyaçlar azdı. Hayatı sürdürmek için bir elin parmakları kadar şeyle idare edilirdi. Şimdi ihtiyaçlar birden bine çıkarılmış. Bunların çoğu da bir insan için ne fıtridir ve ne de zaruridir! Olmayan ihtiyaçlar için ha bire didinip duruyoruz. Görenek belası insanları modanın esiri yapıyor.
Modern hayat ve daha müreffeh yaşama şartları derken insanlar istemese de hırsla imkânları ve gücünün üstünde çalışmaya mecbur kalmıştır. Bütün bunlar insanın ruhi bünyesinde birçok yaralar açmaktadır. Hayatı muhafaza etmek derdi bir yandan strese iterken öbür taraftan da insanları manevi ahlak erozyonuyla karşı karşıya getirmiştir. Özellikle böyle zamanlarda duanın tesiri büyüktür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.