
Musibetten Çıkan Netice
Musibetten Çıkan Netice
“Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası (Erişim 9 Eylül 2024), Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451.
İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 9 Eylül 2024), el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır.
İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetten Çıkan Netice

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Musibetten Çıkan Netice
“Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası (Erişim 9 Eylül 2024), Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451.
İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 9 Eylül 2024), el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır.
İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Mümine Ölüm Sevimlidir
Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Mümine Ölüm Sevimlidir

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Fitneler Karşısında
Fitneler Karşısında
Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.
İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).
Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Fiten, 2 (No. 4263).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Fitneler Karşısında

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
Fitneler Karşısında
Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.
İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).
Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Fiten, 2 (No. 4263).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.
Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.
Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
Hz. Peygamber (s.a.v.) risalet ve nübüvvetiyle Allah’ın muhatabı ve insanlara Allah’ı anlatan en mühim elçidir. Kâinat onunla bir mana kazandı. Vahşet ve umum rezalet onun getirdiği hidayet nuruyla ilme, irfana, muhabbet ve hakiki insaniyete döndü. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beşerî şahsiyetine bakan insanlar ilâhî vazife itibarıyla kazandığı ulvi şahsiyetini de dikkate almazsa büyük bir hürmetsizlik hatasına yuvarlanabilir.
O; beşerî şahsiyetiyle diğer insanlar gibi yer, içer, sevinir, üzülür ve hatta ağlardı. Fakat ilâhî vazifesi itibarıyla de dağları eriten bir irade ve azme, düşmanlarını telaşa sevk eden bir şecaate ve beşerî imkânları son haddine kadar zorlayan bir yüksek kemalâta sahipti. Şefkati, azmi, iradesi, izzeti, vakarı, güzel ahlakı, dirayet, merhamet ve daha birçok faziletleri sebebiyledir ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) Kur’ân’dan sonra en büyük mucizesi kendi zatıdır. Yani onda toplanmış yüksek ahlakıdır. Her bir haslet onda en yüksek mertebede tecelli etmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ayaklarını kanlar içinde bırakan Tâif halkına “Allah belanızı versin.” yerine “Belki gelecekte onların neslinden beni anlayan biri çıkar.” demesi şefkat ve merhametini, bir savaşın en şiddetli anında Hz. Alî (r.a.) gibi cengâver sahabilerin onun çevresine toplanmaları da yüksek cesaretini gösteriyor.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Risaleti ve İnsanlığı
Hz. Peygamber (s.a.v.) risalet ve nübüvvetiyle Allah’ın muhatabı ve insanlara Allah’ı anlatan en mühim elçidir. Kâinat onunla bir mana kazandı. Vahşet ve umum rezalet onun getirdiği hidayet nuruyla ilme, irfana, muhabbet ve hakiki insaniyete döndü. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beşerî şahsiyetine bakan insanlar ilâhî vazife itibarıyla kazandığı ulvi şahsiyetini de dikkate almazsa büyük bir hürmetsizlik hatasına yuvarlanabilir.
O; beşerî şahsiyetiyle diğer insanlar gibi yer, içer, sevinir, üzülür ve hatta ağlardı. Fakat ilâhî vazifesi itibarıyla de dağları eriten bir irade ve azme, düşmanlarını telaşa sevk eden bir şecaate ve beşerî imkânları son haddine kadar zorlayan bir yüksek kemalâta sahipti. Şefkati, azmi, iradesi, izzeti, vakarı, güzel ahlakı, dirayet, merhamet ve daha birçok faziletleri sebebiyledir ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) Kur’ân’dan sonra en büyük mucizesi kendi zatıdır. Yani onda toplanmış yüksek ahlakıdır. Her bir haslet onda en yüksek mertebede tecelli etmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ayaklarını kanlar içinde bırakan Tâif halkına “Allah belanızı versin.” yerine “Belki gelecekte onların neslinden beni anlayan biri çıkar.” demesi şefkat ve merhametini, bir savaşın en şiddetli anında Hz. Alî (r.a.) gibi cengâver sahabilerin onun çevresine toplanmaları da yüksek cesaretini gösteriyor.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sadakalar Belayı Defeder
Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Sadakalar Belayı Defeder

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Sadakalar Belayı Defeder
Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594).
Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.
Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak

1 yıl önce(last modified 358 gün önce)
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.
Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.
Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İhlasla Vermenin Ölçüsü
İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İhlasla Vermenin Ölçüsü

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
İhlasla Vermenin Ölçüsü
Ameller niyetlere göre değer kazanır. Dünyadaki eylemler ahirette niyetlere göre meyve verecek ve herkes niyet ettiğini bulacaktır. Güzel bir niyetle gayet basit işler sahibi için kurtuluşa vesile olabildiği gibi insana göre kıymetsiz görülen bir hal ve tavır da Allah’ın şiddetli azabına sebep teşkil edebilir.
Bu sırrı dikkate veren şu ifadeler niyetin ehemmiyetini gösterir: “Niyette öyle bir hasiyet (özellik) vardır ki seyyiâtı (günahları) hasenâta (iyiliklere) ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder (dönüştürür).”Nursi, Mesnevî-i Nûriye, Katre, Hatime, Dördüncü Hakikat, 96.
Bize göre imrenilecek göz kamaştıran birçok işler belki Allah’ın rızasından çok uzaktadır. Görünüşü hasenat da olsa içinde seyyieler, kötü niyetler, haset, kin, gurur ve kibir gibi hastalıklar onu çürütmüş olabilir. Bunların tek istisnası vardır: Niyetin ruhu olan ihlasın her şeye hâkim olması.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hayatı, Verene Teslim Etmeli

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
Hayatı, Verene Teslim Etmeli
Cenâb-ı Hak insanın her şeyini takdir etmiştir. Fizikî ve biyolojik bünyemizden ruhi maceralara ve manevi hayatın en uzak teferruatına kadar her şey kaderde yazılıdır.
Parmak ucundaki kıvrımlar kaderin kitabından cismimize akseden ince hatla yazılmış birer eserdir. Göz rengi, cildin ve tenin şekli ve şemaili; kaş, kulak, saç ve simadaki mimari üslup her şeyiyle Cenâb-ı Hakk’ın ilmiyle ve kudretiyle teşekkül etmiştir. Bir yaprak bile Allah’ın ilmiyle yere düşerken kâinatın en kıymetli mevcudu olan insanın kaderin programından hariç olması mümkün mü?
Manevi hayatımız da kaderdedir. İnsanın mana âleminden ana rahmine, gençlik ve ihtiyarlık; hulasa dünya hayatındaki her türlü hadise yine kaderin programı istikametinde cereyan eder. İnsanın bedbaht mı, bahtiyar mı olacağı; katil mi, masum mu kalacağı; Allah’a ubudiyeti, isyanı ve her türlü ameli Allah’ın ilmindedir ve o ilim her şeyi ihata etmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.