Senkronize edildi.

Doç. Dr. Veysel KASAR Özür ve Sakatlıktaki Hayır

Özür ve Sakatlıktaki Hayır

İnsan dar aklı ve kısa fikriyle Allah’ın fiillerinden her şeyi anlayamaz. Çevresindeki insanlardan azaları eksik olanlara bakıp şiddetli üzüntü ve elem duyar. Gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, ayakları vazifesini yapmayan veya eli tutmayan bir kişi insanı gerçekten üzer. Fakat Allah insanlara kullarından daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Onun merhamet ve şefkatine sığmasaydı onları yaratmazdı.

Özürlü bir insan karşısında öncelikle bu olayda da Allah’ın bir şekilde şefkat ve merhameti olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü her şeyi bilen ve yaratan odur. Onun hikmetine itimat etmeli ve bilmeli ki her hadise ve yaratılanda bir hikmet gizlidir… Aksi halde her akıl sahibi ve hassas ruhlu insan gerek insanlarda gerekse tabiatta yaşanan görünüşte çirkin ve kötü gibi gelen manzaralardan bir hayli rahatsız olacaktır.

İnsanı yoktan yaratan, ona vücut veren, gözle, kulakla, el ve ayak gibi kıymetli aletlerle donatan Allah bunlardan birisini eksik vermek ama sağır ya da aksak yaratmakla kulunu imtihan etmektedir. Gerçekte nimet içinde yüzmek gibi sakat kalmak da bir imtihandır. Hatta şükretmesini bilen insanlara sakatlık veya özür sahibi olmak ebedî hayata bakan yönüyle çok daha büyük bir nimet olabilir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Özür ve Sakatlıktaki Hayır
Özür ve Sakatlıktaki Hayır
(last modified 1 yıl önce)
Özür ve Sakatlıktaki Hayır İnsan dar aklı ve kısa fikriyle Allah’ın fiillerinden her şeyi anlayamaz. Çevresindeki insanlardan azaları eksik olanlara bakıp şiddetli üzüntü ve elem duyar. Gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, ayakları vazifesini yapmayan veya eli tutmayan bir kişi insanı gerçekten üzer. Fakat Allah insanlara kullarından daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Onun merhamet ve şefkatine sığmasaydı onları yaratmazdı. Özürlü bir insan karşısında öncelikle bu olayda da Allah’ın bir şekilde şefkat ve merhameti olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü her şeyi bilen ve yaratan odur. Onun hikmetine itimat etmeli ve bilmeli ki her hadise ve yaratılanda bir hikmet gizlidir… Aksi halde her akıl sahibi ve hassas ruhlu insan gerek insanlarda gerekse tabiatta yaşanan görünüşte çirkin ve kötü gibi gelen manzaralardan bir hayli rahatsız olacaktır. İnsanı yoktan yaratan, ona vücut veren, gözle, kulakla, el ve ayak gibi kıymetli aletlerle donatan Allah bunlardan birisini eksik vermek ama sağır ya da aksak yaratmakla kulunu imtihan etmektedir. Gerçekte nimet içinde yüzmek gibi sakat kalmak da bir imtihandır. Hatta şükretmesini bilen insanlara sakatlık veya özür sahibi olmak ebedî hayata bakan yönüyle çok daha büyük bir nimet olabilir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Musibetten Çıkan Netice

Musibetten Çıkan Netice

“Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası (Erişim 9 Eylül 2024), Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451.

İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır.

İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Musibetten Çıkan Netice
Musibetten Çıkan Netice
(last modified 1 yıl önce)
Musibetten Çıkan Netice “Konuşan yalnız hakikattir.” başlığı altında Bediüzzaman’ın şu mektubunu birçok kimse okumuştur: “Risale-i Nur’da ispat edilmiştir ki bazen zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesp etmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır; felakete düşürür. Bu, adâlet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası (Erişim 9 Eylül 2024), Emirdağ Lahikası – II, 69. Mektup, 451. İnsan hiçbir hadisenin kadere bakan yönünü hemen fark edemez. Fakat Allah her şeyin içini, dışını, özünü ve mahiyetini bir anda görür. Kur’ân ayetinde de buna dikkat çekilmiştir: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”el-Bakara 2/216. وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـٔاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ayeti bunu anlatır. İnsan his ve hevesleriyle hadiselere bakarsa kaderin hükmünü görmeye imkân bulamaz. Bize göre hayır olan bir mesele belki de şerlidir. Bizim için şerli gibi görünen bir başka hadise ise hayırlı neticelere vesile olabilir. Çünkü insan olayların çoğunlukla nefsinin hoşuna giden yönlerine bakar. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Muhasebe Ölmeden Yapılır

Muhasebe Ölmeden Yapılır

Hayat akıp gidiyor ve günler süratle geçiyor. Zaman çarkları arasında dünyamız bizi de mahall-i maksûda (varılmak istenen yere) taşıyor. Bu sürat sırasında bazen kendimizi düşünmeye bile fırsat kalmadığı oluyor. Halbuki “Ey iman edenler size nefisleriniz gereklidir.” diyen Kur’ân kendimizi hesaba çekmeyi emretmiyor mu?

Düşünmek halini, geçmişini ve istikbalini hesaba katmak insanın özelliğidir. Bu sebeple filozoflar insanı düşünen canlı diye tarif etmişler. Mukaddes kitabımız Kur’ân bizi sık sık düşünmeye çağırır. “Niçin akletmiyorsunuz? Hâlâ ibret almayacak mısınız? Tefekkür etmiyor musunuz?” diye ikaz eder. Gerçekten. Kur’ân’daki bu ikazlar insan olan insana çok dersler anlatır.

Tirmizî’de yer alan bir hadisin manası şöyledir: “Akıllı kimse kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse nefsini hevasına tabi kılar ve Allah’tan olmayacak şeyler bekler.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Sıfatü’l-Kıyâme, 20 (No. 2627).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Muhasebe Ölmeden Yapılır
Muhasebe Ölmeden Yapılır
(last modified 1 yıl önce)
Muhasebe Ölmeden Yapılır Hayat akıp gidiyor ve günler süratle geçiyor. Zaman çarkları arasında dünyamız bizi de mahall-i maksûda (varılmak istenen yere) taşıyor. Bu sürat sırasında bazen kendimizi düşünmeye bile fırsat kalmadığı oluyor. Halbuki “Ey iman edenler size nefisleriniz gereklidir.” diyen Kur’ân kendimizi hesaba çekmeyi emretmiyor mu? Düşünmek halini, geçmişini ve istikbalini hesaba katmak insanın özelliğidir. Bu sebeple filozoflar insanı düşünen canlı diye tarif etmişler. Mukaddes kitabımız Kur’ân bizi sık sık düşünmeye çağırır. “Niçin akletmiyorsunuz? Hâlâ ibret almayacak mısınız? Tefekkür etmiyor musunuz?” diye ikaz eder. Gerçekten. Kur’ân’daki bu ikazlar insan olan insana çok dersler anlatır. Tirmizî’de yer alan bir hadisin manası şöyledir: “Akıllı kimse kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse nefsini hevasına tabi kılar ve Allah’tan olmayacak şeyler bekler.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Sıfatü’l-Kıyâme, 20 (No. 2627). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İmtihanların Sebebi

İmtihanların Sebebi

“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.

Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.

Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İmtihanların Sebebi
İmtihanların Sebebi
(last modified 358 gün önce)
İmtihanların Sebebi “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211. Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor. Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gıybet ve Neticesi

Gıybet ve Neticesi

Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.

Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.

Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıybet ve Neticesi
Gıybet ve Neticesi
(last modified 358 gün önce)
Gıybet ve Neticesi Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar. Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz. Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.

Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
(last modified 358 gün önce)
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır. Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.

Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.

Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
(last modified 358 gün önce)
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti. Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti. Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır.

İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir.

Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz?

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
(last modified 358 gün önce)
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır. İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir. Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz? … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Duada Tereddüt Edilmemeli

Duada Tereddüt Edilmemeli

İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً

İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.

İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duada Tereddüt Edilmemeli
Duada Tereddüt Edilmemeli
(last modified 358 gün önce)
Duada Tereddüt Edilmemeli İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315. İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Dua Bir İbadettir

Dua Bir İbadettir

Dua bir kulluktur. İnsan duasıyla Allah’a yaklaşır ve bu ibadetiyle yücelir ve kemal kazanır. Duanın belirli şartları vardır. Şartlarını taşıyan bir duanın genellikle kabul edilmesi ümit edilir.

Cenâb-ı Hak bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmuş ve duayı emretmiştir. Duasız bir kulluk düşünülemez. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) Allah’tan bir şey istemeyen kimseye Allah’ın öfkeleneceğini bildirmiştir.Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 3 (No. 3669). “Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3667). Şu hadisin izahı sayılabilecek birçok hadise yaşanmıştır. Çünkü dua Allah’a kul olmanın büyük bir sırrını taşımaktır. Hatta dua ubudiyetin ruhu hükmündedir.Nursi, Mektûbât, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dördüncü Mektubun Birinci Zeyli, 422.

Ruhsuz, öz cevheri olmayan, hayat suyu çıkarılmış ve damarlara kan gönderen kalbi çalışmayan bir insan düşünmemiz imkânsızdır. İşte dua insanın manevi yönü için böyledir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Dua Bir İbadettir
Dua Bir İbadettir
(last modified 1 yıl önce)
Dua Bir İbadettir Dua bir kulluktur. İnsan duasıyla Allah’a yaklaşır ve bu ibadetiyle yücelir ve kemal kazanır. Duanın belirli şartları vardır. Şartlarını taşıyan bir duanın genellikle kabul edilmesi ümit edilir. Cenâb-ı Hak bir ayette “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”el-Mü’min 40/60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ buyurmuş ve duayı emretmiştir. Duasız bir kulluk düşünülemez. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) Allah’tan bir şey istemeyen kimseye Allah’ın öfkeleneceğini bildirmiştir.Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 3 (No. 3669). “Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3667). Şu hadisin izahı sayılabilecek birçok hadise yaşanmıştır. Çünkü dua Allah’a kul olmanın büyük bir sırrını taşımaktır. Hatta dua ubudiyetin ruhu hükmündedir.Nursi, Mektûbât, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dördüncü Mektubun Birinci Zeyli, 422. Ruhsuz, öz cevheri olmayan, hayat suyu çıkarılmış ve damarlara kan gönderen kalbi çalışmayan bir insan düşünmemiz imkânsızdır. İşte dua insanın manevi yönü için böyledir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İçerik bulunamadı.