Senkronize edildi.

Doç. Dr. Veysel KASAR Gıybet ve Neticesi

Gıybet ve Neticesi

Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.

Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.

Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıybet ve Neticesi
Gıybet ve Neticesi
(last modified 357 gün önce)
Gıybet ve Neticesi Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar. Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz. Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Fitneler Karşısında

Fitneler Karşısında

Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.

İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).

Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Fitneler Karşısında
Fitneler Karşısında
(last modified 357 gün önce)
Fitneler Karşısında Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır. İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812). Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Öğretmen de Peygamber Varisidir

Öğretmen de Peygamber Varisidir

Hz. Muhammed (s.a.v.) ilmin, alimin ve muallimin şerefini “Alimler peygamberlerin varisleridir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, İlim, 1 (No. 3641). hadisiyle ifade etmiştir. Ne büyük şan ne büyük bir paye.! Bu vasıflandırma liyakate bağlıdır. Müjde ona layık bir ümmet ve layık bir öğretmen olabilenler içindir.

Efendimiz (s.a.v.) ilmi yüceltmiş ve alimi el üstünde tutmuştur. Öğrenmeyi, araştırma, inceleme ve fenni de teşvik etmiştir. Lambayla mescidi ışıklandıran sahabiye “Allah da senin kabrini nurlandırsın.”Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Abdülkerîm b. Abdülvâhid eş-Şeybânî el-Cezerî İzzeddîn İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415/1994), 6/25 (No. 5719). duası ne güzel teşviktir!

O zat (s.a.v.) önce kendini sonra kâinatı ve insanları okumuştur. Sonra Rabbini bilmiş Allah’ın vazifelendirmesiyle de insanlara kâinat sultanını tanıttırmıştır. Allah’ı saf zihinlere nakşetmekle vazifeli öğretmenler de aynısını yapmıyor mu? Okullardaki her derse tevhit penceresinden bakmak mümkün. O halde fizik, kimya ve biyoloji öğretmenleri de Peygamberin (s.a.v.) varisidirler. Çünkü bu ilimlere ilim hakikatini kazandıran Allah’ın kudreti iradesi ve sanatıdır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Öğretmen de Peygamber Varisidir
Öğretmen de Peygamber Varisidir
(last modified 1 yıl önce)
Öğretmen de Peygamber Varisidir Hz. Muhammed (s.a.v.) ilmin, alimin ve muallimin şerefini “Alimler peygamberlerin varisleridir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, İlim, 1 (No. 3641). hadisiyle ifade etmiştir. Ne büyük şan ne büyük bir paye.! Bu vasıflandırma liyakate bağlıdır. Müjde ona layık bir ümmet ve layık bir öğretmen olabilenler içindir. Efendimiz (s.a.v.) ilmi yüceltmiş ve alimi el üstünde tutmuştur. Öğrenmeyi, araştırma, inceleme ve fenni de teşvik etmiştir. Lambayla mescidi ışıklandıran sahabiye “Allah da senin kabrini nurlandırsın.”Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Abdülkerîm b. Abdülvâhid eş-Şeybânî el-Cezerî İzzeddîn İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415/1994), 6/25 (No. 5719). duası ne güzel teşviktir! O zat (s.a.v.) önce kendini sonra kâinatı ve insanları okumuştur. Sonra Rabbini bilmiş Allah’ın vazifelendirmesiyle de insanlara kâinat sultanını tanıttırmıştır. Allah’ı saf zihinlere nakşetmekle vazifeli öğretmenler de aynısını yapmıyor mu? Okullardaki her derse tevhit penceresinden bakmak mümkün. O halde fizik, kimya ve biyoloji öğretmenleri de Peygamberin (s.a.v.) varisidirler. Çünkü bu ilimlere ilim hakikatini kazandıran Allah’ın kudreti iradesi ve sanatıdır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Din Nasihatten İbarettir

Din Nasihatten İbarettir

Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.

Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Din Nasihatten İbarettir
Din Nasihatten İbarettir
(last modified 1 yıl önce)
Din Nasihatten İbarettir Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır. Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Sadakalar Belayı Defeder

Sadakalar Belayı Defeder

Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594).

Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.

Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sadakalar Belayı Defeder
Sadakalar Belayı Defeder
(last modified 1 yıl önce)
Sadakalar Belayı Defeder Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Cihâd, 75 (No. 2594). Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Nursi, Mektûbât, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir. Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Duada Tereddüt Edilmemeli

Duada Tereddüt Edilmemeli

İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً

İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.

İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duada Tereddüt Edilmemeli
Duada Tereddüt Edilmemeli
(last modified 357 gün önce)
Duada Tereddüt Edilmemeli İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315. İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Güzel Haslet ve İman

Güzel Haslet ve İman

Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16).

Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu.

Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Güzel Haslet ve İman
Güzel Haslet ve İman
(last modified 357 gün önce)
Güzel Haslet ve İman Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16). Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu. Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Giriş

Giriş

İnsanın bu dünyadaki en önemli görevi Allah’ı tanımaktır, “Ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve niçin gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramaktır. Yaratıcısını tanımadan günlük beşerî ihtiyaçları gidermekle yaşantısını sürdüren nice insanlarımız vardır. Böyle bir tercih aslında insanın tek taraflı görülmesiyle ilgilidir. Oysa insan hem madde hem de ruh olmak üzere iki yönlüdür. Ruh yönünü vicdan, akıl, iman ve duygularla birlikte ifade etmek daha güzel olur.

İnsanın ikinci yönü olan ruh ve ruhla ilgili kavramlar ancak dinlerin getirdikleri mesajlarla açıklanabilir. Çünkü bunları sadece yeme-içme, uyuma ve iskân, ibate ve iaşeyle açıklığa kavuşturmak imkânsızdır. İnsanın ruhi ve manevi yönünü biz Kur’ân’dan ve Kur’ân’ı açıklayan ilk kaynak olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri ve hayatından öğrenmekteyiz. Kur’ân ve sünnete dikkatle eğilen alimler de bu yönümüzü içinde bulunduğumuz devre, zamana ve şartlara göre açıklamaya katkı sunmuşlardır.

Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu mütevazi çalışmadaki temel başlıklarda yer alan iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür aslında insanın hayatını anlamlı hale getiren en temel kavramlardır. Sadece maddi ihtiyaçları temin etme ve hayatı sürdürme insanın asli bir gayesi olamaz. İnsanı var eden ve hayatını binlerce nimet ve güzelliklerle destekleyen bir yaratıcıyı tanımamak insan için büyük bir kayıp ve hüsrandır. Bu yalın gerçek kimi insanlarımızın gözlerinden ırak kalabiliyor.

Kitabın ilk bölümünde bu konuyla ilgili kısa ve dikkatlerimizi iman ve Allah’a çeviren yazılara yer verildi. Bunların her birisi daha derin ve çok ayrıntılı açıklamalara girilmek suretiyle geliştirilme imkânına sahiptir.

İnsanın manevi yönüyle ilgili ikinci bir temel kavram da duadır. Dua insanın psikolojisi ve sosyal hayatı içinde büyük bir güç kaynağıdır. Duadan uzak yaşamak insan için tarifi zor bir durumdur. Biz bu çalışmada dua ve insan ilişkisinin bazı kısımlarına temas etmekle yetindik. Elbette bu başlık da farklı açılardan incelenmeyi hak eder. Kitabın hacmi içinde gençlerimiz ve insanlarımız tarafından dua ve Yaratıcı arasında bilinmesi gerekli olanlardan bazılarına burada yer verildi.

Allah’ı tanıdıktan sonra önemli bir kavram da tevekküldür. Eserde tevekkül kavramı imanın bir neticesi ve meyvesi olarak ele alınmıştır. Tevekkülün yanlış kullanımı İslâm’ın değil, insanın kusurudur. Bu kavram hakkında yeterli bilinç ve bilgi sahibi olmak İslâmî inançların bütünü içinde önemli bir yere sahiptir. Çalışmada bunların bir kısmına dikkat çekilmiştir. Tevekkülü uygun ve doğru kullanmak ruh sağlığına olumlu bir katkı sunar. Çünkü insanın aklı, imkânı ve çevresine güvenerek her şeyin üstesinden geleceği düşüncesi ifrat hale ulaşırsa fertlerin ruhsal sağlığını tehdit eden bir maraz haline gelebilmektedir.

İnsan denince hayatta hata, günah ve sürçmelerden uzak kalmak mümkün değil. Beşerin anlamı da zaten burada gizli. Hatalı ve kusurlu olmak insan olarak hepimizin temel niteliği. Ancak sadece hata ve kusura odaklanıp orada kalmak da ayrı bir eksikliktir. İşte bu noktadan Allah’tan bize ulaşan ilâhî kelam Kur’ân ve vahiylerinde insanı günahlardan arındıran bir sisteme yer vermiştir: Tövbe ve istiğfar. Tövbe bizi tamir eden; kendimize, çevremize ve Rabbimize karşı daha bir şevkle güzel işler yapmaya sevk eden önemli bir motivasyondur. İnsanın hata ve günahlarını en iyi bilen Allah’tır. Onları afv ve mağfiretle silecek olan da odur. Böyle bir inanç insanı hayata ve cemiyete sıkı sıkıya bağlar. Aksi halde günahları tanıdıktan sonra silip tamir etme yolunu bilmeyenler kendilerine ve çevreye kötülük eder. Kitabımızın bu bölümünde de gençler ve orta seviyede bilgi sahibi olmaya istekli insanlarımıza küçük katkılar sunmaya gayret ettik. Elbette ki yazanlar da hatalardan müstağni değildir.

Kitabın infakla ilgili başlıkları sosyal hayatımızın ve İslâm medeniyetinin can damarı olan bir konudur. Deprem, musibetler, savaşlar ve kesilmeyen göçler infak hasletimizin ne derece hayati bir özellik oluşunu anlatmaya yeter. Bugün Türkiye fakir ve ihtiyaç içindeki nice ülkelere yardımlar ulaştırmada dünyada ön sıralardadır. Bu başarı ve üstünlük infak hasletimiz sayesindedir. Temeli ise Kur’ân ve sünnettir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size rahmet etsin.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Edeb, 65 (No. 4941). mealindeki hadisi infak kültürümüzü besleyen can damarıdır.

Kitabımızın başlıklarında dinî vazifelere dikkat çekmenin yanında insanın hayatına anlam katan bir yaşantı modeline de yer verildi. Bu durum İslâm’ın fıtrat dini olduğunu gösteriyor. Gençlerimiz ve insanlarımızın hayatını mutlu kılan İslâmî temel özelliklerin tanınmasına bir vesile olması niyaz ve duasıyla…

Giriş
Giriş
(last modified 1 yıl önce)
Giriş İnsanın bu dünyadaki en önemli görevi Allah’ı tanımaktır, “Ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve niçin gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramaktır. Yaratıcısını tanımadan günlük beşerî ihtiyaçları gidermekle yaşantısını sürdüren nice insanlarımız vardır. Böyle bir tercih aslında insanın tek taraflı görülmesiyle ilgilidir. Oysa insan hem madde hem de ruh olmak üzere iki yönlüdür. Ruh yönünü vicdan, akıl, iman ve duygularla birlikte ifade etmek daha güzel olur. İnsanın ikinci yönü olan ruh ve ruhla ilgili kavramlar ancak dinlerin getirdikleri mesajlarla açıklanabilir. Çünkü bunları sadece yeme-içme, uyuma ve iskân, ibate ve iaşeyle açıklığa kavuşturmak imkânsızdır. İnsanın ruhi ve manevi yönünü biz Kur’ân’dan ve Kur’ân’ı açıklayan ilk kaynak olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri ve hayatından öğrenmekteyiz. Kur’ân ve sünnete dikkatle eğilen alimler de bu yönümüzü içinde bulunduğumuz devre, zamana ve şartlara göre açıklamaya katkı sunmuşlardır. Özlenen Hayat Anlayışı adlı bu mütevazi çalışmadaki temel başlıklarda yer alan iman, dua, tevekkül, infak, tövbe ve tefekkür aslında insanın hayatını anlamlı hale getiren en temel kavramlardır. Sadece maddi ihtiyaçları temin etme ve hayatı sürdürme insanın asli bir gayesi olamaz. İnsanı var eden ve hayatını binlerce nimet ve güzelliklerle destekleyen bir yaratıcıyı tanımamak insan için büyük bir kayıp ve hüsrandır. Bu yalın gerçek kimi insanlarımızın gözlerinden ırak kalabiliyor. Kitabın ilk bölümünde bu konuyla ilgili kısa ve dikkatlerimizi iman ve Allah’a çeviren yazılara yer verildi. Bunların her birisi daha derin ve çok ayrıntılı açıklamalara girilmek suretiyle geliştirilme imkânına sahiptir. İnsanın manevi yönüyle ilgili ikinci bir temel kavram da duadır. Dua insanın psikolojisi ve sosyal hayatı içinde büyük bir güç kaynağıdır. Duadan uzak yaşamak insan için tarifi zor bir durumdur. Biz bu çalışmada dua ve insan ilişkisinin bazı kısımlarına temas etmekle yetindik. Elbette bu başlık da farklı açılardan incelenmeyi hak eder. Kitabın hacmi içinde gençlerimiz ve insanlarımız tarafından dua ve Yaratıcı arasında bilinmesi gerekli olanlardan bazılarına burada yer verildi. Allah’ı tanıdıktan sonra önemli bir kavram da tevekküldür. Eserde tevekkül kavramı imanın bir neticesi ve meyvesi olarak ele alınmıştır. Tevekkülün yanlış kullanımı İslâm’ın değil, insanın kusurudur. Bu kavram hakkında yeterli bilinç ve bilgi sahibi olmak İslâmî inançların bütünü içinde önemli bir yere sahiptir. Çalışmada bunların bir kısmına dikkat çekilmiştir. Tevekkülü uygun ve doğru kullanmak ruh sağlığına olumlu bir katkı sunar. Çünkü insanın aklı, imkânı ve çevresine güvenerek her şeyin üstesinden geleceği düşüncesi ifrat hale ulaşırsa fertlerin ruhsal sağlığını tehdit eden bir maraz haline gelebilmektedir. İnsan denince hayatta hata, günah ve sürçmelerden uzak kalmak mümkün değil. Beşerin anlamı da zaten burada gizli. Hatalı ve kusurlu olmak insan olarak hepimizin temel niteliği. Ancak sadece hata ve kusura odaklanıp orada kalmak da ayrı bir eksikliktir. İşte bu noktadan Allah’tan bize ulaşan ilâhî kelam Kur’ân ve vahiylerinde insanı günahlardan arındıran bir sisteme yer vermiştir: Tövbe ve istiğfar. Tövbe bizi tamir eden; kendimize, çevremize ve Rabbimize karşı daha bir şevkle güzel işler yapmaya sevk eden önemli bir motivasyondur. İnsanın hata ve günahlarını en iyi bilen Allah’tır. Onları afv ve mağfiretle silecek olan da odur. Böyle bir inanç insanı hayata ve cemiyete sıkı sıkıya bağlar. Aksi halde günahları tanıdıktan sonra silip tamir etme yolunu bilmeyenler kendilerine ve çevreye kötülük eder. Kitabımızın bu bölümünde de gençler ve orta seviyede bilgi sahibi olmaya istekli insanlarımıza küçük katkılar sunmaya gayret ettik. Elbette ki yazanlar da hatalardan müstağni değildir. Kitabın infakla ilgili başlıkları sosyal hayatımızın ve İslâm medeniyetinin can damarı olan bir konudur. Deprem, musibetler, savaşlar ve kesilmeyen göçler infak hasletimizin ne derece hayati bir özellik oluşunu anlatmaya yeter. Bugün Türkiye fakir ve ihtiyaç içindeki nice ülkelere yardımlar ulaştırmada dünyada ön sıralardadır. Bu başarı ve üstünlük infak hasletimiz sayesindedir. Temeli ise Kur’ân ve sünnettir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size rahmet etsin.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Edeb, 65 (No. 4941). mealindeki hadisi infak kültürümüzü besleyen can damarıdır. Kitabımızın başlıklarında dinî vazifelere dikkat çekmenin yanında insanın hayatına anlam katan bir yaşantı modeline de yer verildi. Bu durum İslâm’ın fıtrat dini olduğunu gösteriyor. Gençlerimiz ve insanlarımızın hayatını mutlu kılan İslâmî temel özelliklerin tanınmasına bir vesile olması niyaz ve duasıyla…
Muhammet Suphi KILIÇ Duanın Önemiyle İlgili Hadisler

Duanın Önemiyle İlgili Hadisler

“Allah katında duadan daha kıymetli hiçbir şey yoktur.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3665).

“Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 2 (No. 3667).

“Dua ibadetin ta kendisidir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fezâilü’l-Kur’ân, 356 (No. 1479).

“Dua müminin silahı, dinin direği ve göklerin ve yerin nurudur.”Ebû Abdullâh Muhammed b. Abdullâh b. Hamdeveyh b. Nuaym ed-Dabî et-Tahmânî en-Nîsâbûrî Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn (Suriye: Dârü’l-Minhâci’l-Kavîm li’n-Neşr ve’t-Tevzî’, 1439/2018), 3/12 (No. 1828).

“Dua rahmetin anahtarıdır.”Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebû Bekr b. Muhammed b. Sâbikuddîn el-Hudayrî es-Süyûtî Celâleddîn es-Süyûtî, el-Camiu’s-Sagîr ve Ziyâdetüh (b.y.: y.y.), No. 6749.

Hazfedilmiş: 6749 – الدُّعاءُ مِفْتاحُ الرَّحْمَةِ وَالوُضُوءُ مِفْتاحُ الصَّلاةِ والصَّلاةُ مفتاح الجنة
(فر) عن ابن عباس.

“En faziletli ibadet duadır.”Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, 3/9 (No. 1821).

Duanın Önemiyle İlgili Hadisler
Duanın Önemiyle İlgili Hadisler
(last modified 354 gün önce)
Duanın Önemiyle İlgili Hadisler “Allah katında duadan daha kıymetli hiçbir şey yoktur.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 1 (No. 3665). “Dua ibadetin özüdür.”Ebû Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, Deavât, 2 (No. 3667). “Dua ibadetin ta kendisidir.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fezâilü’l-Kur’ân, 356 (No. 1479). “Dua müminin silahı, dinin direği ve göklerin ve yerin nurudur.”Ebû Abdullâh Muhammed b. Abdullâh b. Hamdeveyh b. Nuaym ed-Dabî et-Tahmânî en-Nîsâbûrî Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn (Suriye: Dârü’l-Minhâci’l-Kavîm li’n-Neşr ve’t-Tevzî’, 1439/2018), 3/12 (No. 1828). “Dua rahmetin anahtarıdır.”Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebû Bekr b. Muhammed b. Sâbikuddîn el-Hudayrî es-Süyûtî Celâleddîn es-Süyûtî, el-Camiu’s-Sagîr ve Ziyâdetüh (b.y.: y.y.), No. 6749. Hazfedilmiş: 6749 – الدُّعاءُ مِفْتاحُ الرَّحْمَةِ وَالوُضُوءُ مِفْتاحُ الصَّلاةِ والصَّلاةُ مفتاح الجنة (فر) عن ابن عباس. “En faziletli ibadet duadır.”Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, 3/9 (No. 1821).

İçerik bulunamadı.