Doç. Dr. Veysel KASAR

Doç. Dr. Veysel KASAR

Yönetici
Son Görülme: 109 gün önce
Kayıt Tarihi: 2 yıl önce
İnternet Sitesi
Doç. Dr. Veysel KASAR Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 3 Eylül 2024), el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.

Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.

Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
(last modified 357 gün önce)
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 3 Eylül 2024), el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti. Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti. Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Din Nasihatten İbarettir

Din Nasihatten İbarettir

Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.

Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Din Nasihatten İbarettir
Din Nasihatten İbarettir
(last modified 1 yıl önce)
Din Nasihatten İbarettir Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır. Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?

Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur!

İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır.

“Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar (Erişim 2 Eylül 2024), On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
(last modified 1 yıl önce)
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü? Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur! İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır. “Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar (Erişim 2 Eylül 2024), On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Amel-İbadet Dengesi-2

Amel-İbadet Dengesi-2

Sahih hadis kaynaklarının hemen hepsinin başında zikrettikleri bir hadîs-i şerîf vardır: “Ameller niyetlere göredir. Kişi neye niyet etmişse eline geçecek olan da odur.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 39 (No. 54). Dinimiz niyeti amellerde esas ve bir temel kabul etmektedir. Amele ve fiile teşebbüs edilmeden bile sadece niyet sevap vesilesi olurken niyetsiz amel için böyle bir şey yoktur.

Bir önceki yazıda güzel amellerde kemiyet (sayı çokluğu) ve keyfiyeti (niteliği) ele almıştık. Hadis kaynaklarında müminlerin güzel bir niyetle gerçekleştiremedikleri birçok hayrın sevabından hissedar olacağı ifade edilir. Cenâb-ı Hak kulun halis niyetini hiçbir zaman zayi etmez. Halis bir niyetle birçok güzel hizmetlere niyet eden veya gerçekleştirmeyi tasarlayıp da imkân bulamayan insan bunlardan hisse alır. Çünkü Allah’ın insana bir vergisi olan kalbi, aklı ve şuurunu hayırlı işler için kullanmak da güzel bir harekettir.

Sahabiler Resulullah’ın (s.a.v.) huzurunda oldukları zaman tamamen uhrevi bir heyecana bürünürken çıkınca aynı hali muhafaza edemiyordu. Bu endişelerini dile getirdiklerinde Resulullah (s.a.v.) onlara “Her anınız böyle olsa melekler sizinle sohbet eder.” diyerek bunun mümkün olmadığına işaret etmişti. Uhrevi hizmet ve ibadetlerde hırs göstermek güzel olmakla birlikte bunun her an devamı mümkün değildir. Çünkü insan nefsin, şeytanın ve çevrenin devamlı tesiri altındadır. Esas olan amellerin istikamet üzere olmasıdır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Amel-İbadet Dengesi-2
Amel-İbadet Dengesi-2
(last modified 357 gün önce)
Amel-İbadet Dengesi-2 Sahih hadis kaynaklarının hemen hepsinin başında zikrettikleri bir hadîs-i şerîf vardır: “Ameller niyetlere göredir. Kişi neye niyet etmişse eline geçecek olan da odur.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 39 (No. 54). Dinimiz niyeti amellerde esas ve bir temel kabul etmektedir. Amele ve fiile teşebbüs edilmeden bile sadece niyet sevap vesilesi olurken niyetsiz amel için böyle bir şey yoktur. Bir önceki yazıda güzel amellerde kemiyet (sayı çokluğu) ve keyfiyeti (niteliği) ele almıştık. Hadis kaynaklarında müminlerin güzel bir niyetle gerçekleştiremedikleri birçok hayrın sevabından hissedar olacağı ifade edilir. Cenâb-ı Hak kulun halis niyetini hiçbir zaman zayi etmez. Halis bir niyetle birçok güzel hizmetlere niyet eden veya gerçekleştirmeyi tasarlayıp da imkân bulamayan insan bunlardan hisse alır. Çünkü Allah’ın insana bir vergisi olan kalbi, aklı ve şuurunu hayırlı işler için kullanmak da güzel bir harekettir. Sahabiler Resulullah’ın (s.a.v.) huzurunda oldukları zaman tamamen uhrevi bir heyecana bürünürken çıkınca aynı hali muhafaza edemiyordu. Bu endişelerini dile getirdiklerinde Resulullah (s.a.v.) onlara “Her anınız böyle olsa melekler sizinle sohbet eder.” diyerek bunun mümkün olmadığına işaret etmişti. Uhrevi hizmet ve ibadetlerde hırs göstermek güzel olmakla birlikte bunun her an devamı mümkün değildir. Çünkü insan nefsin, şeytanın ve çevrenin devamlı tesiri altındadır. Esas olan amellerin istikamet üzere olmasıdır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Amel-İbadet Dengesi-1

Amel-İbadet Dengesi-1

Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.

Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.

Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Amel-İbadet Dengesi-1
Amel-İbadet Dengesi-1
(last modified 357 gün önce)
Amel-İbadet Dengesi-1 Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir. Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur. Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır.

İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir.

Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz?

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
(last modified 357 gün önce)
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır. İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir. Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz? … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İslâm Kolaylıktır

İslâm Kolaylıktır

Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır.

Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا

Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İslâm Kolaylıktır
İslâm Kolaylıktır
(last modified 1 yıl önce)
İslâm Kolaylıktır Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır. Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İnsan ve İslâm

İnsan ve İslâm

Dünya askeri bir kışlaya benzer. Talimatları veren kışla ve ordunun sahibidir. Her nasılsa kışlaya teslim olan askerin tek çaresi talimatlara uygun tavır sergilemektir. Aksi her davranış huzurunu kaçırır. Uygun hareketler ise hem komutanın hoşuna gider hem de askerin kışlada bulunduğu zamanda tatlı hatıralar yaşamasına sebep olur. Kışladaki günleri yad edilecek tatlı hatıralarla doldurmak veya bir an bile düşünülmesi mümkün olmayan ıstıraplar yumağına çevirmek bizim elimizdedir.

Öyle safderun askerler bulunur ki kışla talimatlarını uygulayıp iki yıllık zamanı kendi lehine çevirmek dururken hayatı boyunca sıkıntı sebebi olan ve ağır disiplin cezalarını netice veren işlere tevessül etmekten kaçınmazlar. Bu hareketler askere daha tatlı ve daha hoş gelirse de bu durum kırılmaya mahkûm cam parçalarına aldanmak ile parçalanmayan elmas sütuna ilgi göstermemek arasındaki kıyas gibidir. Askeriyedeki talimatlar belki biraz sert ve haşince hazırlanmış gibi görünür. Fakat harfiyen uyanlar adeta elmas definesi bulmuşçasına mutlu şekilde kışladan ayrılır. Diğer bazı askerler şiddetli merak, heyecan ve maceraperestlik sebebiyle talimatları bir kenara atmakla aslında hiçbir işe yaramayan şişeleri tercih etmiş gibidir. Kışladan çıkmadan alınan ve askerlikten sonra uzun bir takibata sebep olan disiplin suçları da bunun cabasıdır.

Kışla ve ordunun sahibi kanunlarını ve askerlik talimatlarını boş yere sıkıntılar çekilsin diye koymamıştır. Her kanun külli bir iradenin neticesidir. Kanunu koyan zat askerin fizikî ve ruhi her halini, arzularını, temayüllerini ve onların ne şekilde kullanılırsa sahibini mutlu kılacağını bilmektedir. Askerlerin şiddetli bir inatla ehemmiyetsiz gelip geçici kışlanın içinde öylesine yer edinmiş eğlence merkezlerine dalıp zararlı ve zehirli içeceklere aldanması akıl sahiplerince hayret sebebidir. Aslında bu, ne akla ne hisse ne de istikbal endişesine uyan bir durumdur! Çünkü kışlada belirli bir zaman kalan talimatlara uyarak ayrılanların güzel akıbetlerinden yüzlerce sadık şahitler haber getirmiştir. Buna rağmen bir kısım askerlerin inatla zararlı ve zehirli eğlenceleri bırakmaması akıl kârı değildir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İnsan ve İslâm
İnsan ve İslâm
(last modified 1 yıl önce)
İnsan ve İslâm Dünya askeri bir kışlaya benzer. Talimatları veren kışla ve ordunun sahibidir. Her nasılsa kışlaya teslim olan askerin tek çaresi talimatlara uygun tavır sergilemektir. Aksi her davranış huzurunu kaçırır. Uygun hareketler ise hem komutanın hoşuna gider hem de askerin kışlada bulunduğu zamanda tatlı hatıralar yaşamasına sebep olur. Kışladaki günleri yad edilecek tatlı hatıralarla doldurmak veya bir an bile düşünülmesi mümkün olmayan ıstıraplar yumağına çevirmek bizim elimizdedir. Öyle safderun askerler bulunur ki kışla talimatlarını uygulayıp iki yıllık zamanı kendi lehine çevirmek dururken hayatı boyunca sıkıntı sebebi olan ve ağır disiplin cezalarını netice veren işlere tevessül etmekten kaçınmazlar. Bu hareketler askere daha tatlı ve daha hoş gelirse de bu durum kırılmaya mahkûm cam parçalarına aldanmak ile parçalanmayan elmas sütuna ilgi göstermemek arasındaki kıyas gibidir. Askeriyedeki talimatlar belki biraz sert ve haşince hazırlanmış gibi görünür. Fakat harfiyen uyanlar adeta elmas definesi bulmuşçasına mutlu şekilde kışladan ayrılır. Diğer bazı askerler şiddetli merak, heyecan ve maceraperestlik sebebiyle talimatları bir kenara atmakla aslında hiçbir işe yaramayan şişeleri tercih etmiş gibidir. Kışladan çıkmadan alınan ve askerlikten sonra uzun bir takibata sebep olan disiplin suçları da bunun cabasıdır. Kışla ve ordunun sahibi kanunlarını ve askerlik talimatlarını boş yere sıkıntılar çekilsin diye koymamıştır. Her kanun külli bir iradenin neticesidir. Kanunu koyan zat askerin fizikî ve ruhi her halini, arzularını, temayüllerini ve onların ne şekilde kullanılırsa sahibini mutlu kılacağını bilmektedir. Askerlerin şiddetli bir inatla ehemmiyetsiz gelip geçici kışlanın içinde öylesine yer edinmiş eğlence merkezlerine dalıp zararlı ve zehirli içeceklere aldanması akıl sahiplerince hayret sebebidir. Aslında bu, ne akla ne hisse ne de istikbal endişesine uyan bir durumdur! Çünkü kışlada belirli bir zaman kalan talimatlara uyarak ayrılanların güzel akıbetlerinden yüzlerce sadık şahitler haber getirmiştir. Buna rağmen bir kısım askerlerin inatla zararlı ve zehirli eğlenceleri bırakmaması akıl kârı değildir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İSLÂM BÖLÜMÜ
İSLÂM BÖLÜMÜ
İSLÂM BÖLÜMÜ
(last modified 1 yıl önce)
İSLÂM BÖLÜMÜ
Doç. Dr. Veysel KASAR Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.

Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).

Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 17/110 (No. 269).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
(last modified 335 gün önce)
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir. Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048). Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 17/110 (No. 269). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İçerik bulunamadı.

Hakkında

1961 yılında Manisa’da doğdu. İlkokulu köyde, lise eğitimini ise Demirci’de tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni 1986’da bitirdi. Bir süre Tasvir, Yeni Nesil ve Yeni Asya gazetelerinde muhabir, editör ve araştırmacı olarak çalıştı. 1992-1994 yılları arasında Şanlıurfa Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı. 1994’te Harran Üniversitesi Rektörlüğü Arapça ve Osmanlıca okutmanı oldu. 1996’da Kelam Anabilim Dalında “İsmail Fenni Ertuğrul ve Çağdaşlarına Göre Ruh Meselesi” adlı yüksek lisans tezini bitirdi. 1996’dan sonra Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2002’de “Halîmî’nin Şuabü’l-Îmân’ında Kelam” adlı doktora tezini tamamladı. 2019’da Doçent ünvanını aldı. Halen Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Kelam Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yazarın; alanıyla ilgili akademik dergilerde makaleleri, sempozyumlarda sunulmuş ve yayınlanmış tebliğleri bulunmaktadır.


Profil Fotoğrafı

Son Görülme
20 Nisan 2026 11:40

Kayıt Tarihi
11 Temmuz 2024 11:22