
Günah Kime Karşı?
Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günah Kime Karşı?

1 yıl önce(last modified 242 gün önce)
Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıybet ve Neticesi
Gıybet ve Neticesi
Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.
Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.
Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Gıybet ve Neticesi

1 yıl önce(last modified 236 gün önce)
Gıybet ve Neticesi
Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.
Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.
Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm b. el-Mugîre el-Buhârî , Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafâ Dîb el-Bugâ (Dımaşk: Dâru İbn Kesir, 1414/1993), Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Büyük Günahlar
Büyük Günahlar
Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler.
Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır.
Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Büyük Günahlar

1 yıl önce(last modified 242 gün önce)
Büyük Günahlar
Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler.
Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır.
Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

TÖVBE BÖLÜMÜ
TÖVBE BÖLÜMÜ

1 yıl önce(last modified 1 yıl önce)
TÖVBE BÖLÜMÜ

Zaferin Katilleri
Zaferin Katilleri
Hayat birçok meşakkat ve sıkıntıları içinde barındırır. O, bir harekettir. Sıkıntı, elem ve meşakkatler hareketin motoru ve zembereğidir. İnsana verilen gayret ve azim bu vesile ile ortaya çıkar. Hayat akan bir nehir gibidir. Nehir her zaman düz bir araziden gitmez. Kimi zaman dümdüz ovaları, sakin sakin yalayıp gider; bazen de sarp kayalıklar arasından çağlayanlar halinde kulakları dolduran ve yürekleri hoplatan sesler çıkarıp içimizde hoş bir ürperti bırakarak akar.
Bütün zıtlıklara rağmen değişmeyen bir şey vardır: Hayatın hareket, faaliyet, mücadele ve gayret sahası oluşu… İnsanın gayreti, himmeti, çalışma ve azim gücü devamlı bilenmeye ihtiyaç duyar. Hayatın farklı hareketleri onları biler ve iş görme kabiliyetini ortaya çıkarır.
Hayat içindeki zorlukları ancak yüksek himmet sahipleri aşabilir. Fakat bunun hiçbir zaman kolay olmadığı yaşanan bir gerçektir. Kimileri bu yolda teslimiyeti seçer. Azmini, gayretini ve mücadelesini salıverip mağlubiyet zilletine mahkûm olur. Böyle durumlarda Kur’ân’ın “Allah sabredenlerle beraberdir.”el-Bakara 2/153. اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ayetini hatırlayıp Allah’a sığınmak gerekiyor. Çünkü Allah’ı yardımcı kabul edenlerin aşamayacakları şey yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Zaferin Katilleri

1 yıl önce(last modified 242 gün önce)
Zaferin Katilleri
Hayat birçok meşakkat ve sıkıntıları içinde barındırır. O, bir harekettir. Sıkıntı, elem ve meşakkatler hareketin motoru ve zembereğidir. İnsana verilen gayret ve azim bu vesile ile ortaya çıkar. Hayat akan bir nehir gibidir. Nehir her zaman düz bir araziden gitmez. Kimi zaman dümdüz ovaları, sakin sakin yalayıp gider; bazen de sarp kayalıklar arasından çağlayanlar halinde kulakları dolduran ve yürekleri hoplatan sesler çıkarıp içimizde hoş bir ürperti bırakarak akar.
Bütün zıtlıklara rağmen değişmeyen bir şey vardır: Hayatın hareket, faaliyet, mücadele ve gayret sahası oluşu… İnsanın gayreti, himmeti, çalışma ve azim gücü devamlı bilenmeye ihtiyaç duyar. Hayatın farklı hareketleri onları biler ve iş görme kabiliyetini ortaya çıkarır.
Hayat içindeki zorlukları ancak yüksek himmet sahipleri aşabilir. Fakat bunun hiçbir zaman kolay olmadığı yaşanan bir gerçektir. Kimileri bu yolda teslimiyeti seçer. Azmini, gayretini ve mücadelesini salıverip mağlubiyet zilletine mahkûm olur. Böyle durumlarda Kur’ân’ın “Allah sabredenlerle beraberdir.”el-Bakara 2/153. اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ayetini hatırlayıp Allah’a sığınmak gerekiyor. Çünkü Allah’ı yardımcı kabul edenlerin aşamayacakları şey yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yaşamak Damarı
Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Nursi, Tarîhçe-i Hayât, Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşamak Damarı

1 yıl önce(last modified 242 gün önce)
Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Nursi, Tarîhçe-i Hayât, Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü

1 yıl önce(last modified 236 gün önce)
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.
Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.
Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sabah Bir Haşirdir
Sabah Bir Haşirdir
Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.
Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.
Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Sabah Bir Haşirdir

1 yıl önce(last modified 236 gün önce)
Sabah Bir Haşirdir
Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.
Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.
Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Pire İçin Yorgan Yakmak
Pire İçin Yorgan Yakmak
Halk arasında veciz bir ifade var: “Pire için yorgan yakılmaz.” İnsan ilginç bir varlık. Pire için değil, bazen hayali bir siyah nokta için bile evi yakar. Göz perdemizi kapatan ve ruhumuza çöken eksik ve yanlış düşünceler, vehim ve kuruntular hafızamızı eline geçirir. Dünyamız karanlıklara bürünür. Bir kelime, bir lokma, bir hayal kırıntısı ve bir söze bile değmeyen hadiselerle boğuşup kendimizi hapsederiz.
Her insan hata yapabilir. Beşer olmak hasebiyle şaşmak ve kusur işlemek insanların halindendir. Kusursuz dost arayan dostsuz kalmaya mahkûmdur. Mühim olan; kusurları telafi etme gayretinde olmak, insan insana medeni ölçüler içinde hitap etmek ve birlikte iş yapmaktır.
Herhangi bir kusur ve hatada da insanın tenkitleri kimi zaman amansız olur. Hata ve kusura odaklanmakla her şeyi karşımızdaki insandan bilip ona yükleniriz. Halbuki gerçek böyle değildir. Bakınız bir hata, kusur ve musibet neticesinde mesuliyette kimlerin kimlerin rolü vardır…
1-Kendi Hatanı Gör: Bir eksiklikte önce kendi nefis ve şeytanımızın hissesi var. Onu arayıp ve anlayıp kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hiçbir hata ve kusur sadece dışımızdaki sebeplerin tesiriyle meydana gelmez. Fakat insan egoist olduğundan işin kendine bakan yüzünü görmez, görmek de istemez. Çünkü kendi kusurunu görmek büyük bir kemaldir. Böyle bir hal fazilettir, bu fazilete ise herkes ulaşamaz. Ulaşmaya gayret etmek ise herkesin vazifesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Pire İçin Yorgan Yakmak

1 yıl önce(last modified 242 gün önce)
Pire İçin Yorgan Yakmak
Halk arasında veciz bir ifade var: “Pire için yorgan yakılmaz.” İnsan ilginç bir varlık. Pire için değil, bazen hayali bir siyah nokta için bile evi yakar. Göz perdemizi kapatan ve ruhumuza çöken eksik ve yanlış düşünceler, vehim ve kuruntular hafızamızı eline geçirir. Dünyamız karanlıklara bürünür. Bir kelime, bir lokma, bir hayal kırıntısı ve bir söze bile değmeyen hadiselerle boğuşup kendimizi hapsederiz.
Her insan hata yapabilir. Beşer olmak hasebiyle şaşmak ve kusur işlemek insanların halindendir. Kusursuz dost arayan dostsuz kalmaya mahkûmdur. Mühim olan; kusurları telafi etme gayretinde olmak, insan insana medeni ölçüler içinde hitap etmek ve birlikte iş yapmaktır.
Herhangi bir kusur ve hatada da insanın tenkitleri kimi zaman amansız olur. Hata ve kusura odaklanmakla her şeyi karşımızdaki insandan bilip ona yükleniriz. Halbuki gerçek böyle değildir. Bakınız bir hata, kusur ve musibet neticesinde mesuliyette kimlerin kimlerin rolü vardır…
1-Kendi Hatanı Gör: Bir eksiklikte önce kendi nefis ve şeytanımızın hissesi var. Onu arayıp ve anlayıp kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hiçbir hata ve kusur sadece dışımızdaki sebeplerin tesiriyle meydana gelmez. Fakat insan egoist olduğundan işin kendine bakan yüzünü görmez, görmek de istemez. Çünkü kendi kusurunu görmek büyük bir kemaldir. Böyle bir hal fazilettir, bu fazilete ise herkes ulaşamaz. Ulaşmaya gayret etmek ise herkesin vazifesidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Mümine Ölüm Sevimlidir
Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Mümine Ölüm Sevimlidir

1 yıl önce(last modified 236 gün önce)
Mümine Ölüm Sevimlidir
Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.
Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.
Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.
– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.
– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).
– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.
– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.