Özür ve Sakatlıktaki Hayır
İnsan dar aklı ve kısa fikriyle Allah’ın fiillerinden her şeyi anlayamaz. Çevresindeki insanlardan azaları eksik olanlara bakıp şiddetli üzüntü ve elem duyar. Gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, ayakları vazifesini yapmayan veya eli tutmayan bir kişi insanı gerçekten üzer. Fakat Allah insanlara kullarından daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Onun merhamet ve şefkatine sığmasaydı onları yaratmazdı.
Özürlü bir insan karşısında öncelikle bu olayda da Allah’ın bir şekilde şefkat ve merhameti olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü her şeyi bilen ve yaratan odur. Onun hikmetine itimat etmeli ve bilmeli ki her hadise ve yaratılanda bir hikmet gizlidir… Aksi halde her akıl sahibi ve hassas ruhlu insan gerek insanlarda gerekse tabiatta yaşanan görünüşte çirkin ve kötü gibi gelen manzaralardan bir hayli rahatsız olacaktır.
İnsanı yoktan yaratan, ona vücut veren, gözle, kulakla, el ve ayak gibi kıymetli aletlerle donatan Allah bunlardan birisini eksik vermek ama sağır ya da aksak yaratmakla kulunu imtihan etmektedir. Gerçekte nimet içinde yüzmek gibi sakat kalmak da bir imtihandır. Hatta şükretmesini bilen insanlara sakatlık veya özür sahibi olmak ebedî hayata bakan yönüyle çok daha büyük bir nimet olabilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmanın Şubeleri
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”en-Nisâ 4/136. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
Görüldüğü gibi bu ayette imanın beş esası sayılmıştır. Kadere iman da “Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”ed-Duhân 44/4. ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍ ayeti ve başka ayetlerde dolaylı olarak geçmektedir.
İman esasları bir bütündür. Biri bir diğeri olmaksızın tam olmadığı gibi her bir esas diğerini ispat eder. “İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattir ki tefrik kabul etmez.”Nursi, Şuâlar, On Birinci Şua, Meyve Risalesi, Dokuzuncu Mesele, 311. İman esaslarını birbiri içine girmiş halı atkılarına benzetmek mümkündür. İplerin biri çekilmesiyle halının bütün nakışları da sökülür.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İman İnsanın Meyvesidir
Kâinata dikkatle bakan her aklın ilk soruları şunlardır: “İnsan nedir, nereden gelip nereye gidiyor ve asli vazifeleri nelerdir?”
İnsan bir yolcudur. Yolculuk ruhlar âleminde başladı; çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlık ve olgunluktan sonra kabre; kabirden de haşre kadar devam edecek. Haşirde kendini yaratan zatın huzurundaki hesabıyla birlikte yolculuk ebede kadar sürecek.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 14 Temmuz 2024), Onuncu Risale, 290.
İnsan başıboş değildir. İnsan ipi boğazına sarılmış, istediği yerde otlayan bir at, bir hayvan gibi olamaz. İnsan üzerinde ilâhî bir tasarruf vardır. Çünkü insanı yaratan zat kâinatı ve insanın ihtiyaçlarını yaratmış ve ona nimetler ihsan etmiştir. Aklı, kalbi, hisleri; kulak, göz ve burun gibi azaları yanında tefekkür kabiliyeti, konuşma melekesi ve düşünme istidadıyla insan harikulade nimetlere sahip kılınmıştır. Ölüp çürümek, toprağa yatıp kalkmamak ya da hayvanlara yem olmak için şunca nimetlerle donatılmak israf olmaz mı? Öyleyse şu kısacık hayattan istenen yeme-içme ve uyumanın dışında başka şeyler olmalıdır. Her şehri en az yüz kere mezara boşaltan ölümün her insandan hayatı yaşamaktan ziyade istediği şeyler vardır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İman Emniyet ve Huzurdur
İnsanda inanma ihtiyacı yaratılıştandır. Hayat ancak imanla istikamet bulur. İnsan mükerrem bir varlık olduğu için daima hakkı ve hakikati arama meyliyle doludur. İnsandaki bütün hisler ve melekeler hayat boyunca böyle bir vazifeyi ifa etme gayreti sarf eder.
İman etmenin insana faydası imanla insanın ebedî hayata hazırlanması ve ilâhî beyanlarda haber verilen ebedî saadeti kazanmasıdır. Çünkü iman insanın cüz’-i ihtiyâriyesini sarf ettikten sonra Allah’ın kulunun kalbine verdiği bir nur olarak kişinin vicdanını ışıklandırır. İmanın kalbe yerleşmesi insanın manevi hayatını aydınlığa taşır. Kâinatın yaratıcısı olan Allah’a imanla insan tabiat ve diğer varlıklarla da farklı bir ünsiyet (sıcaklık ve tanışma) sürecine girer. Hatta tabiattaki bela ve musibetlerin yaratıcının elinde oluşu insanı rahatlatır ve onun izni olmadan onlardan zarar görmeyeceği düşüncesi yerleşir. Bu duygu kötülüklere karşı insanda mukavemet geliştirir. Çünkü yalnız ve kimsesiz değildir. Bu durum imanın -mecazen- ezelî bir güneş olan Allah’tan gelen bir nur/ışın olmasındandır.Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’câz (Erişim 14 Temmuz 2024), Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri, 69-70.
İman, sahibini kâinatı yaratan Allah’a bağlar. Çünkü iman bir nurani rabıtadır. Kâinat sahibine iman rabıtasıyla bağlanan insan ölümden, kabirden ve akıp giden zamanın insan ömrünü tüketmesinden korkar mı? Çevresini kuşatan ve dizginleri kâinatın sahibi olan zatın elinde bulunan eşyadan ürperir mi? İmanlı insan gökyüzündeki bir seyyare (gezegen) yerinden kopup dünyamıza doğru gelse bundan ürkmez, “Rabbimin harika bir tasarrufudur.” diyerek seyreder. Çünkü iman, sahibine emniyet verir. Hadiseler karşısında insanın kendini emniyette hissetmesine vesile olur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
| # | Kullanıcı | Tarih |
|---|---|---|
| Mütebahhir | 43 gün önce |
| Doç. Dr. Veysel KASAR | 46 gün önce |
| Muhammet Suphi KILIÇ | 1 yıl önce |