
Taştan Bombalarla Tazip
Taştan Bombalarla Tazip
Kâinatta her hadise bir program altında cereyan ediyor. İnsan, tabiat, dünya ve kâinat her an her şeyiyle ilâhî kudretin izniyle ayakta duruyor. İnancımıza göre zerre kadar iyilik de kötülük de karşılıksız kalmayacak. Kur’ân’ın bize verdiği dersten anlıyoruz ki bir yaprak bile Allah’ın ilmi dışında düşmez.Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 10 Eylül 2024), el-En’âm 6/59. وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا
Her şey ona bakıyor. Onun kudreti halimiz ve tavrımız gibi kâinatın cüz’iyâtına da hâkim. Gaflete dalan insanlık dünyanın da başını dumanlı hale getiriyor ve dünya üzerindeki fertlerin zulmü, küfrü ve günahları unsurları tahrik ediyor; semavi ve arzi belalar, tufanlar ve musibetler sökün ediyorlar.
Kur’ân’da geçmiş ümmetlerin günah ve tuğyanlarıyla belaların nasıl hücum ettikleri anlatılır. Mülk Suresi’nin 8. ayetindeki “Neredeyse cehennem öfkeden parçalanacaktı.”el-Mülk 67/8. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ ifadesini tefsir eden Bediüzzaman “Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın (diğer varlıkların) ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilan ederek gayet müthiş bir tarzda ve icazkârâne (mucizeli bir şekilde) ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor (sakındırıyor).” ifadelerini kullanmıştır.Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar (Erişim 10 Eylül 2024), On Üçüncü Lem’a, On Birinci İşaret, 153.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Taştan Bombalarla Tazip

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Taştan Bombalarla Tazip
Kâinatta her hadise bir program altında cereyan ediyor. İnsan, tabiat, dünya ve kâinat her an her şeyiyle ilâhî kudretin izniyle ayakta duruyor. İnancımıza göre zerre kadar iyilik de kötülük de karşılıksız kalmayacak. Kur’ân’ın bize verdiği dersten anlıyoruz ki bir yaprak bile Allah’ın ilmi dışında düşmez.Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 10 Eylül 2024), el-En’âm 6/59. وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا
Her şey ona bakıyor. Onun kudreti halimiz ve tavrımız gibi kâinatın cüz’iyâtına da hâkim. Gaflete dalan insanlık dünyanın da başını dumanlı hale getiriyor ve dünya üzerindeki fertlerin zulmü, küfrü ve günahları unsurları tahrik ediyor; semavi ve arzi belalar, tufanlar ve musibetler sökün ediyorlar.
Kur’ân’da geçmiş ümmetlerin günah ve tuğyanlarıyla belaların nasıl hücum ettikleri anlatılır. Mülk Suresi’nin 8. ayetindeki “Neredeyse cehennem öfkeden parçalanacaktı.”el-Mülk 67/8. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ ifadesini tefsir eden Bediüzzaman “Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın (diğer varlıkların) ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilan ederek gayet müthiş bir tarzda ve icazkârâne (mucizeli bir şekilde) ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor (sakındırıyor).” ifadelerini kullanmıştır.Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar (Erişim 10 Eylül 2024), On Üçüncü Lem’a, On Birinci İşaret, 153.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yaşamak Damarı
Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Tarîhçe-i Hayât (Erişim 8 Eylül 2024), Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Yaşamak Damarı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Yaşamak Damarı
Bir insanın manevi hayatına tesir eden faktörler günümüzde bir hayli fazladır. Başta nefis ve kötü arzular, çevresi ve dünyanın zevk ve hazları, insanı ahiretten, Allah’a kulluktan ve dinî vecibelerini yerine getirmekten alıkoyan sebeplerdir.
Yaratılış İtibarıyla insan hissidir. His ve heves ise hazır lezzete aldanır. Bu gerçeği anlatan şu ifadeler insanın yapısını da tahlil ediyor: “Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (akımlar) ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve i’tidâl-i dem (soğukkanlılık) ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, ‘Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.’İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ayetinin ma’nâ-yı işârîsiyle (işaret tarzında olan manasıyla) ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyâtın (hislerin) hükmüyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir marazı (hastalığı) ve musibetidir.”Bediüzzaman Said Nursi, Tarîhçe-i Hayât (Erişim 8 Eylül 2024), Kastamonu Hayatı, 381.
Dünyayı ahirete tercih etmek musibet ve marazına günümüzde maruz kalmayan insan pek az kalmıştır. İmanlı ve samimi şekilde Allah’a ibadet edenler için bile kimi zaman kırılacak cam parçalarını elmas gibi ahiret hayatına tercih etmek umumi bir bela halindedir. Bediüzzaman’ın kısa bir bölümünü aldığı ayetin tam mealinde şunlar vardır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı da Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri Haktan pek uzak bir dalalet içindedirler.”İbrâhîm 14/3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur!
İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır.
“Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Nursi, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Bütün Sünnetlere Uymak Mümkün mü?
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en basit hareketlerinde bile hayatımızı yakından ilgilendiren pek çok faydalar ve hikmetler mevcuttur. Mesela sofradayken sünnete uyarak midesini tıka basa doldurmayan ve yatağa girerken sağ tarafına yatmanın faydası bilinir. Yine evine girerken selam veren ve aile ve çocukları arasında bulunduğu vakitler Resulullah’ın (s.a.v.) aile hayatını düşünerek tatbike çalışan bir insan ne kadar huzurludur!
İş hayatında insanlarla bulunduğu bir sırada herkese güler yüz gösteren, elinden geldiği kadar her insana yardım ve iyilikte bulunan ve kanaat gibi bir hazineyi kaybetmemek için titizlik gösteren bir insanın başarı hali ve huzuru diğerlerine nazaran muhakkak farklı olacaktır.
“Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.”Nursi, Lem’alar, On Birinci Lem’a, Yedinci Nükte, 108. diyen Üstat Bediüzzaman “Edebin envaını (türlerini) Cenâb-ı Hak Habibinde (s.a.v.) cem etmiştir (toplamıştır). Onun sünnet-i seniyyesini terk eden edebi terk eder.” ifadeleriyle de insanın eğitim ve terbiyesinde sünnete olan ihtiyacın ne derece mühim olduğunu dile getirmektedir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Amel-İbadet Dengesi-1
Amel-İbadet Dengesi-1
Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.
Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.
Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Amel-İbadet Dengesi-1

1 yıl önce(last modified 294 gün önce)
Amel-İbadet Dengesi-1
Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.
Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.
Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Musibetlerin Dili-2
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-2

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Musibetlerin Dili-1
Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-1

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Musibetlerin Dili-1
İnsan olarak başımıza birçok musibetler gelir. İlk bakışta bu musibetler ve hastalıklar şer gibi görünse de aslında şer değil hayırdır. Çünkü insan maruz kaldığı hadiselerin ardındaki hikmet yönünü ilk anda göremez. Kulunun dar aklı ve kısa iktidarıyla görmediği hikmetler Allah’a göre ayan beyan açıktır. Şayet aklımızı Kur’ân’a göre kullanır ve hadiselere Allah’ın isimleri nokta-i nazarından bakarsak musibetten şikâyet yerine şükür eder ve Allah’a karşı minnetimiz ve ubudiyetimiz artardı.
Çünkü şu kısa dünya hayatı Allah’ın rahmet ve ihsanıyla ayakta durduğu gibi onun küçük bir darbesiyle tarumar da olabilir. Belalar ve musibetler insana acizliğini gösterir ve haksız gurur ve kibrini kırmak suretiyle Allah’a karşı gerçek kul kisvesine bürünmesini sağlar.
İnsan yoktan var edilmiş ve pek çok ihtimaller arasından başka bir canlı olmayıp insan olarak yaratılmıştır. Kendisinin hiçbir katkısı ve tesiri olmadan Yaratıcı tarafından binlerce nimetlerle donatılmıştır. Öyleyse insanın taşımakta olduğu vücut sarayının gerçek sahibi Cenâb-ı Haktır. O, yoktan var ettiği vücut üzerinde istediği tasarrufu da yapabilir. Aç bırakır, tok kılar, verdiği organları bir bela ve musibet eliyle geri alır, hasta eder, belalara maruz bırakır. Hasılı kelam istediği gibi evirip çevirir. Bütün bu durumlarda insanın şikâyete ve itiraza hakkı yoktur.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Hz. Eyyûb'un (a.s.) Hastalığı
Yeryüzünde en şiddetli belalar peygamberlere verilmiştir. Sırasıyla Allah’ın diğer sevgili kulları da ona itaat ve bağlılıkları derecesine göre imtihan hikmeti içinde bela ve musibetlere maruz kalmıştır.
Bir açıdan bela ve musibet geçmişte yapılan hatanın neticesi, gelecekte verilecek mükafatın başlangıcıdır. Dünya imtihan salonudur. Burada ekilen her amel uhrevi hayatta netice verecektir. Belaya sabır, musibete rıza ve Allah’ın takdirine kanaat etmek kulların kemale ulaşması için birer merhale ve vesiledirler. Altın ile kömürü ayıran ateş gibi insanlardaki gerçek sadakat, ihlas ve samimiyet ancak belalar sebebiyle ortaya çıkar. Karakter ve mizaçlar musibet anında asıl hüviyetiyle görünüverir.
Peygamberler arasında da Hz. Eyyûb da (a.s.) bunlardan birisiydi. Cenâb-ı Hak onu sabır ve teslimiyette sembol yapmıştır. Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’un sabrı, teslimiyeti ve sadakatini diğer insanlara göstermek için çok şiddetli belalara maruz bıraktı. Önce ona ihsan ettiği maddi imkânları teker teker elinden aldı. Semiz sürüleri, yemyeşil bağ ve bahçeleri tek tek elinden koparılan Hz. Eyyûb Allah’a karşı sabır ve itaatine devam etti. Elinden kaybolan nimetler sonunda o, asla bir telaş ve şikâyet eseri göstermedi. Çevresindeki insanlar da buna şaşırıp kalıyordu.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Allah'a Bağlılık'taki Güç
Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Allah'a Bağlılık'taki Güç

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Allah'a Bağlılık'taki Güç
İnsan bir yönü ile aciz bir mahluktur. Kudreti elinin uzandığı yer kadar sınırlı, imkânları dar ve hayat yükü ağır. Küçük bir gafletle bu yük onu bazen ezecek kadar korkunç olabilir. İnsan kimi anda gözle görülmeyen mikroskobik bir canlı vesilesiyle ölüme teslim olur ve hayatını kaybeder. Gelişen tıbbi imkânlar üzüntüden kalp sektesiyle ölen insanı geri getiremiyor. Hayatın günlük meşgaleleri içinde incir çekirdeğini doldurmayan ıstırapları güçlü-kuvvetli insanların ebedî bir âleme göçmesine (ölümüne) sebep teşkil edebilir.
İnsanı aciz yaratan Allah ona nihayetsiz bir güç ve destek kaynağını da göstermiştir. İmana sarılan, kendini yaratanı bilen ve bildiğini hissettiren insan ise iman ve tevekkülle insani ve tabii acziyetini hissettiği ölçüde de güçlüdür. Hatta o, âlemin yaratıcısı olan Allah’a iman ve intisap silahıyla kâinata bile meydan okuyabilir.
Allah’a hakiki imanı kazanmış bir kimse için dünyevi üzüntü, ıstırap ve meşakkatlerin fazlaca bir kıymeti yoktur. Çünkü o, iman vesikasıyla ölümden sonraki hayatı kazanmaya azmetmiştir. Böyle bir iman insana dünyada da güç-kuvvet kaynağı teşkil eder. Dünyevi sıkıntılar Allah’a olan yakınlığını artırır ve ebedî hayata iştiyakını ziyadeleştirir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duamız Kabul Oldu mu?
Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Duamız Kabul Oldu mu?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Duamız Kabul Oldu mu?
Cenâb-ı Hak insanı imtihan ediyor. Rahmeti göndermek veya yağmursuzluk da bu imtihanın bir parçasıdır. Rahmet Allah’ın kâinatta her yerde hâkim olan, biz insanlar için en zaruri bir lütfudur. Maddi-manevi yapısıyla insan rahmetten ayrı yaşayamaz.
Birçok nimetler sebepler perdesiyle insana ulaşır. Fakat rahmette bir sebep yoktur. Bu sebepledir ki Rabbimiz Lokman Suresi’nde “beş bilinmeyen” içinde “yağmurun indirilmesini” de zikretmiştir.Lokmân 31/34. اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Rahmetin günümüz teknolojik imkânlarla ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağının bilinmesi ise gayp âleminden çıkıp alametleri şehadet âlemi olan dünyada görünmesinden sonradır. Şehadet âleminde alametleri görülen rahmeti bilmek gaybı bilmek değildir.
Kur’ân’da Allah (c.c.) rahmetle ilgili ayetlerde sık sık “indirdik” kelimesini kullanmıştır. “Gökten indirme” kelimelerinde de yine onun gaybi bir hazineden gönderildiğine dikkat çekiliyor. “O; insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır.”eş-Şûrâ 42/28. وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ ayetinde bu hususa işaret edilir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İmanı Artırmaya İhtiyaç
İmanı Artırmaya İhtiyaç
İnsanın dünyaya gönderilme sebebi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanımanın ve onunla rabıta kurmanın en açık alameti de imandır. İman insana kıymet verir ve onu cennete layık bir kıymete yükseltir. İnsanın yaratılışındaki harika sanat eserleri de ancak imanla seyredilir. Bu sebepledir ki imansız insan manevi ve ruhani mefhumlara hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermez.
Dünya hayatı insanı ebedî âlemdeki huzura ve saadet ülkesine hazırlamak için bir basamaktır. Dünya nimetlerini iman penceresinden bakarak değerlendiren insanlar ebedî saadete erecektir. Hadîs-i şerîfte “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş ve dünya tarlasına amel tohumlarını saçanların ahirette saadet güllerini derleyecekleri bildirilmiştir.
Şüphesiz ki ebedî saadet nimetini kazanmak için iman olması ve ömrün son nefesine kadar da bu imanın ayakta kalması gerekir. Bu hedef için imana yönelik ve onun varlığına zarar veren tehlikelerden devamlı uzak olmak lazımdır. Çünkü iman güzel amelle beslenir ve farzları yaparak insan kalbinde sağlamlık kazanır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmanı Artırmaya İhtiyaç

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
İmanı Artırmaya İhtiyaç
İnsanın dünyaya gönderilme sebebi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanımanın ve onunla rabıta kurmanın en açık alameti de imandır. İman insana kıymet verir ve onu cennete layık bir kıymete yükseltir. İnsanın yaratılışındaki harika sanat eserleri de ancak imanla seyredilir. Bu sebepledir ki imansız insan manevi ve ruhani mefhumlara hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermez.
Dünya hayatı insanı ebedî âlemdeki huzura ve saadet ülkesine hazırlamak için bir basamaktır. Dünya nimetlerini iman penceresinden bakarak değerlendiren insanlar ebedî saadete erecektir. Hadîs-i şerîfte “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş ve dünya tarlasına amel tohumlarını saçanların ahirette saadet güllerini derleyecekleri bildirilmiştir.
Şüphesiz ki ebedî saadet nimetini kazanmak için iman olması ve ömrün son nefesine kadar da bu imanın ayakta kalması gerekir. Bu hedef için imana yönelik ve onun varlığına zarar veren tehlikelerden devamlı uzak olmak lazımdır. Çünkü iman güzel amelle beslenir ve farzları yaparak insan kalbinde sağlamlık kazanır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.