Senkronize edildi.

Doç. Dr. Veysel KASAR Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.

Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).

Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
(last modified 272 gün önce)
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir. Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh (Beyrut: Dâru Tûki’n-Necât, 1433/2011-2012), Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048). Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Veren Elin Üstünlüğü

Veren Elin Üstünlüğü

Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir.

Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir.

Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Veren Elin Üstünlüğü
Veren Elin Üstünlüğü
(last modified 300 gün önce)
Veren Elin Üstünlüğü Üç aylar manevi ticaret mevsimidir. Bu aylarda verilen sadaka, zekât, hediye ve ihsanlar bire bin karşılık görebilir. Şefkat ve rahmet sahibi Rabbimizin biz müminler için ebedî hayat seferi esnasında önümüzde kurduğu bir panayır ve manevi ticaret pazarı olan Ramazan’da her iyilik kat kat sevaba vesile olabilir. Sadece farz olan zekâtları değil, onun üzerinde ilave sadaka ve ihsanlara gayret etmenin tam zamanıdır. Farzları yerine getirmek elbette ki gereklidir ve güzeldir. Fakat çoğunluğun muhtaç ve sıkıntı içinde bulunduğu şartlarda diğer sadaka türlerinden de her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir. Bir ayette Rabbimiz “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.’ Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.”el-İnsân 76/8-11. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ٭ اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ٭ اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ٭ فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً buyurmuştur. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Sadakalar Belayı Defeder

Sadakalar Belayı Defeder

Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Cihâd, 75 (No. 2594).

Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mektûbât (Erişim 1 Eylül 2024), Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir.

Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sadakalar Belayı Defeder
Sadakalar Belayı Defeder
(last modified 300 gün önce)
Sadakalar Belayı Defeder Zekât, sadaka ve infaklar bela ve musibetlerin define sebeptir. Zayıf, fakir ve muhtaçların duası Allah’ın kabulüne daha yakındır. Bu sebeple muhtaçların duasını almak bir fazilet olarak devamlı teşvik edilmiştir. Bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Fakir fukarayı arayın. Siz ancak fakirlerinizin yaptıkları dua sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Cihâd, 75 (No. 2594). Mektûbât adlı eserde da şu gerçeğe işaret ederek zekâtla ilgili “Halbuki zekât her şahıs için sebeb-i bereket (bereketin sebebi) ve dâfi-i beliyyâttır (belaları uzaklaştırandır). Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mektûbât (Erişim 1 Eylül 2024), Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas, 387. denilir. Bilmeliyiz ki görünmez, sebebi bilinmeyen lüzumsuz harcamalar belki de kulların hakkı olan malın boş yere gitmesidir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak

İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak

İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36.

Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur.

Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak
(last modified 294 gün önce)
İyilik Yaparken Minnetten Sakınmak İhlaslı ihsan Allah namına vermek ve Allah namına almaktır. Fakat insanların çoğu bundan gafildir. Malın, zenginlik ve servetin asıl sahibi Allah olduğu için onun namına vermek ve onun namına almak lazımken çoğunlukla ya veren ya da alan bu hakikatten uzak hareket eder. Zengin “kendi namına verir, zımni (gizli) bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakîkî’ye (gerçek nimet verici olan Allah’a) ait şükrü, senayı zahiri esbaba (görünürdeki sebeplere) verir; hata eder.”Nursi, Mektûbât, İkinci Mektup, 36. Sadece verenin değil, alanın da aynı hissi ve şuuru taşıması ihsanların yerini bulması için şarttır. Allah’a ait olması gereken minnet ve şükrün insan ve diğer sebeplere hasredilmesi büyük bir hatadır. “Bir zerre ihlaslı amel batmanlarla halis olmayana tercih edilir.” hakikatince ihsanın sayısı itibarıyla çokluğu yerine ihlasın keyfiyetine dikkat lazımdır. Çünkü kemiyetin (niceliğin) keyfiyete (niteliğe) göre kıymeti yoktur. Kur’ân bu tür ihsanlarla Allah rızası için yapılanları müşahhas misallerle açıklamıştır: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”el-Bakara 2/264. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gıyabi Dua Makbul

Gıyabi Dua Makbul

Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır.

Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur.

Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıyabi Dua Makbul
Gıyabi Dua Makbul
(last modified 299 gün önce)
Gıyabi Dua Makbul Duanın kabul edilme şartları içinde yapılması gerekir. Huşu ve huzur içinde dua etmek, duayı iki makbul dua arasında yapmak, salavatla başlamak, salavatla bitirmek ve Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilerek dua etmek Allan tarafından kabul edilecek duaların şartlarındandır. Duaların kabul sebepleri dairesinde yapılması lazımdır. Mektûbât adlı eserde bir duanın kabul şartları şöyle sıralanmıştır: Dua edilmeden önce tövbe-istiğfarla manen temizlenmek. Makbul bir dua olan salavât-ı şerîfe ile duaya başlamak. Duanın sonunda da salavat okumak. Çünkü iki makbul dua arasında yapılan dua ekseriyetle kabul olunur. Gıyaben dua etmek. Müslümanın kardeşi hakkında yaptığı dua da kabulü ümit edilen dualardandır. Hz. Ömer (r.a.) “Peygamberimizden umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bize dua etmeyi unutma, ey kardeşciğim!’ buyurdu. Bana dünyalar verilseydi o kadar sevinmezdim!”Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd er-Rabaî el-Kazvînî İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye), Menâsik, 5 (No. 2894). Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ömer’e dua etmesini isteyerek onu hem taltif ediyor hem de ümmete gıyabi dua etmeyi öğretiyordu. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Duada Tereddüt Edilmemeli

Duada Tereddüt Edilmemeli

İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً

İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315.

İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Duada Tereddüt Edilmemeli
Duada Tereddüt Edilmemeli
(last modified 294 gün önce)
Duada Tereddüt Edilmemeli İnsan yaratılışı icabı acelecidir. His ve hevesleri istikbali görmekten mahrumdur. Hazır bir lokma yemeğin lezzetini düşünür de istikbalde başına indirilecek bir top güllesinin elemini hayal etmek istemez. Menfaatlerine düşkünlük de insanın fıtri ve tabii bir halidir. Bu sebeple insanlar duada kimi zaman kendi hayrına ve şerrine olmak noktasını dikkate almadan Allah’tan birçok isteklerde bulunur. Kur’ân’da Allah bu insanların yapısını anlatırken şöyle buyurur: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”el-İsrâ 17/11. وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً İnsan başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden dolayı acele edip hemen beddua ediverir yahut neticesi kendi aleyhine olacak şeyler için de dua eder. Şayet Cenâb-ı Hak böyle duaları hemen kabul edecek olsaydı bu durum insanın aleyhine olurdu. İnsan böyle durumlarda Allah’ın her duayı hemen kabul etmemesindeki rahmeti görmeli ve dua gibi kuvvetli ve tesirli bir silahı kendi aleyhine kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü: “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”Ebu Muhammed Zekiyüddîn Abdülazîm b. Abdülkavî b. Abdullâh el-Münzirî Abdülazîm el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1417/1996-1997), 2/315. İnsanın şer için dua etmesini anlatan bir hadîs-i şerîfte de Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kendi aleyhinizde evladınız, hizmetçileriniz ve mallarınız aleyhine beddua etmeyiniz. Duaların kabul edildiği vakte denk gelir de bedduanız kabul olur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zühd, 74 (No. 3009). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Güzel Haslet ve İman

Güzel Haslet ve İman

Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16).

Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu.

Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Güzel Haslet ve İman
Güzel Haslet ve İman
(last modified 294 gün önce)
Güzel Haslet ve İman Salih amel, namaz, oruç ve zekât gibi farzların yerine getirilmesi insanda vicdani bir huzur meydana getirir. Bu imanın kuvvetlenmesini de netice vermektedir. Çünkü dinî vazifelerin yapılmamasıyla imanlar zaafa düşer. Bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kimde üç haslet bulunursa o kimse imanın lezzetini almış olur. 1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek. 2) Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek. 3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 8 (No. 16). Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek imanın hazzını almış olmanın bir neticesidir. Resulullah’a (s.a.v.) karşı duyulan sevgi de öyle. Nitekim imanî noktada sahabiler bu dereceye ulaştıklarını “Anam-babam sana feda olsun, ya Resulullah!” hitaplarıyla gösteriyordu. Bir başka hadîs-i şerîfte de yine Allah için hareket etmenin imanla ve imanın kuvvetlenmesiyle olan irtibatı şöyle anlatılır: “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse imanını kemale erdirmiş olur.”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Sünnet, 16 (No. 4681). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR "Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"

"Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"

İnsan kalbi çabuk değişir. Bir hadîs-i şerîfte “Ey kalpleri çeviren!” nidasıyla Allah’a yalvarış vardır. Mutlak hidayet rehberi ve istikamet üzere yaşayan Allah Resulü (s.a.v.) kalbinin dönmesinden endişe ederek Allah’a dua etmiştir. O ki günahı silinmiş, işlemiş ve işlemesi muhtemel bütün günahları affedilmiştir. Buna rağmen Allah’a niyazında “Ey kalpleri çeviren!” demiştir. İbret ve ders alması gereken biz ümmetiyiz.

Bazen günlük meşgaleler insanı o kadar kuşatıyor ki sanki dünyanın merkezi bizmişiz gibi düşünmeye başlıyoruz. Fakat sıkça ihmal ettiğimiz hadise kalbimiz, onun nasıl meyillere sahip olduğu ve Allah’a karşı ubudiyet halimizdir. Fazla yoruma da girmeden burada Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerinden bazı dualara dikkat çekmek istiyoruz.

Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a.) insanlar yanlış bir emniyete kapılır düşüncesiyle vefatından sonra okunmasını vasiyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyordu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder ve günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar da Allah’a istiğfar ederler, o da kendilerini affederdi.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Tevbe, 11 (No. 2749).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

"Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"
"Allah'ım! Bana Hidayet Ver!"
(last modified 300 gün önce)
"Allah'ım! Bana Hidayet Ver!" İnsan kalbi çabuk değişir. Bir hadîs-i şerîfte “Ey kalpleri çeviren!” nidasıyla Allah’a yalvarış vardır. Mutlak hidayet rehberi ve istikamet üzere yaşayan Allah Resulü (s.a.v.) kalbinin dönmesinden endişe ederek Allah’a dua etmiştir. O ki günahı silinmiş, işlemiş ve işlemesi muhtemel bütün günahları affedilmiştir. Buna rağmen Allah’a niyazında “Ey kalpleri çeviren!” demiştir. İbret ve ders alması gereken biz ümmetiyiz. Bazen günlük meşgaleler insanı o kadar kuşatıyor ki sanki dünyanın merkezi bizmişiz gibi düşünmeye başlıyoruz. Fakat sıkça ihmal ettiğimiz hadise kalbimiz, onun nasıl meyillere sahip olduğu ve Allah’a karşı ubudiyet halimizdir. Fazla yoruma da girmeden burada Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerinden bazı dualara dikkat çekmek istiyoruz. Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a.) insanlar yanlış bir emniyete kapılır düşüncesiyle vefatından sonra okunmasını vasiyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyordu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder ve günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar da Allah’a istiğfar ederler, o da kendilerini affederdi.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Tevbe, 11 (No. 2749). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İmanın Şubeleri

İmanın Şubeleri

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”en-Nisâ 4/136. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً

Görüldüğü gibi bu ayette imanın beş esası sayılmıştır. Kadere iman da “Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”ed-Duhân 44/4. ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍ ayeti ve başka ayetlerde dolaylı olarak geçmektedir.

İman esasları bir bütündür. Biri bir diğeri olmaksızın tam olmadığı gibi her bir esas diğerini ispat eder. “İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattir ki tefrik kabul etmez.”Bediüzzaman Said Nursi, Şuâlar (Erişim 14 Temmuz 2024), On Birinci Şua, Meyve Risalesi, Dokuzuncu Mesele, 311. İman esaslarını birbiri içine girmiş halı atkılarına benzetmek mümkündür. İplerin biri çekilmesiyle halının bütün nakışları da sökülür.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İmanın Şubeleri
İmanın Şubeleri
(last modified 191 gün önce)
İmanın Şubeleri “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”en-Nisâ 4/136. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً Görüldüğü gibi bu ayette imanın beş esası sayılmıştır. Kadere iman da “Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”ed-Duhân 44/4. ف۪يهَا يُفْرَقُ كُـلُّ اَمْرٍ حَـك۪يمٍ ayeti ve başka ayetlerde dolaylı olarak geçmektedir. İman esasları bir bütündür. Biri bir diğeri olmaksızın tam olmadığı gibi her bir esas diğerini ispat eder. “İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattir ki tefrik kabul etmez.”Bediüzzaman Said Nursi, Şuâlar (Erişim 14 Temmuz 2024), On Birinci Şua, Meyve Risalesi, Dokuzuncu Mesele, 311. İman esaslarını birbiri içine girmiş halı atkılarına benzetmek mümkündür. İplerin biri çekilmesiyle halının bütün nakışları da sökülür. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İçerik bulunamadı.