Senkronize edildi.

Doç. Dr. Veysel KASAR Günahlara Tövbe

Günahlara Tövbe

“İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 8 Eylül 2024), Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir.

Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür.

İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 8 Eylül 2024), en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Günahlara Tövbe
Günahlara Tövbe
(last modified 294 gün önce)
Günahlara Tövbe “İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 8 Eylül 2024), Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir. Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür. İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”Diyanet İşleri Başkanlığı (Erişim 8 Eylül 2024), en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Büyük Günahlar

Büyük Günahlar

Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler.

Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır.

Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Büyük Günahlar
Büyük Günahlar
(last modified 300 gün önce)
Büyük Günahlar Günah kalp ve vicdanın rahatsızlık duyduğu şeydir. Bozulmamış fıtratlar herhangi bir günah işlediklerinde bu hali bizzat hissederler. Günahları alimler büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Fakat bu sınıflandırma işinde de ayrı duyarlılıklar dikkat çeker. Mesela İbn Abbâs (r.a.) Allah’ın kesinlikle yasakladığı her şeyi büyük günah olarak görürken Ebû İshâk el-İsferâyinî (r.a.) Allah’ın büyüklüğüne karşı işlenen her muhalefeti büyük günah olarak ele alır. Bir kısım ibadetlerin kefaret olabildiği günahlar küçük sayılmış, ibadetlerin kefaret olamadıkları da büyük olarak kabul edilmiştir. Gazabı ve ilâhî azabı gerektirici günahlar büyüktürler… Alimler farklı açılardan büyük ve günah sınıflandırmaları yapmışlardır. Cenâb-ı Hak bizleri büyük günahlardan sakınmaya açıkça davet eder: “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.”en-Nisâ 4/31. اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Sabah Bir Haşirdir

Sabah Bir Haşirdir

Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.

Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.

Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sabah Bir Haşirdir
Sabah Bir Haşirdir
(last modified 294 gün önce)
Sabah Bir Haşirdir Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler. Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir. Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Mümine Ölüm Sevimlidir

Mümine Ölüm Sevimlidir

Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.

Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.

Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.

– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.

– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).

– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.

– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Mümine Ölüm Sevimlidir
Mümine Ölüm Sevimlidir
(last modified 294 gün önce)
Mümine Ölüm Sevimlidir Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile. Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar. Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur. – Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir. – Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar). – Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. – Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 6 Eylül 2024), Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Fitneler Karşısında

Fitneler Karşısında

Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.

İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).

Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Fiten, 2 (No. 4263).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Fitneler Karşısında
Fitneler Karşısında
(last modified 294 gün önce)
Fitneler Karşısında Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır. İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812). Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş’as b. Şeddâd b. Amr el-Ezdî es-Sicistânî Ebû Dâvûd, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (b.y.: Dârü’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), Fiten, 2 (No. 4263). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.

Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.

Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
(last modified 294 gün önce)
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti. Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti. Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Din Nasihatten İbarettir

Din Nasihatten İbarettir

Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.

Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Din Nasihatten İbarettir
Din Nasihatten İbarettir
(last modified 300 gün önce)
Din Nasihatten İbarettir Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır. Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Amel-İbadet Dengesi-1

Amel-İbadet Dengesi-1

Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir.

Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur.

Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Amel-İbadet Dengesi-1
Amel-İbadet Dengesi-1
(last modified 294 gün önce)
Amel-İbadet Dengesi-1 Dünya hayatı kısa, vazifeler ise çoktur. Fani hayata imtihan olmak üzere gönderilen insan için ömrün saniyeleri bile kıymetlidir. Akıp giden ömür dakikaları karşısında boş şeylerle oyalanmak hiçbir şekilde akıl kârı değildir. Demir ve çelikten zannedilip yıkılmaz diye düşünülen beden apartmanı her dakika dökülmektedir. Maziye uçan her saniye elden çıkarılmış bir fırsattır. Geçen zamanı tekrarlamanın imkân ve ihtimali yoktur. Kabir kapısına geldikten ya da bedenin güç ve kudreti tamamen bittikten sonra çalışmaya başlamanın faydası olmaz. Bu sebeple şuurlu bir Müslüman zaman şeridine ebedî hayatta sermaye olacak güzel ameller, hizmet ve işler takmak zorundadır. “Vakit nakittir.” diye vecize haline gelen zamanın kıymeti büyük zatların dilinde “Ömür bir ân-ı seyyâledir (bir anda akıp giden zaman dilimidir).”Bediüzzaman Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri (Erişim 2 Eylül 2024), Meyve Risalesi, Yirmi Altıncı Sözden, Hatime, Beşinci Fıkra, 143. şeklinde ifadesini bulmuştur. Evet; bir Müslümanın kalp dairesinden başlamak üzere mide ve hane, aile ve çevre, mahalle ve şehir dairelerinde vazifeleri vardır. En mühim vazife elbette ki her an ve vakitte devam eden kalpteki vazifelerdir. Kalpteki imanın tazelenmesine ve Allah’ı anmaya insanın hava ve su kadar ihtiyacı vardır. İbadetler ise aklın, ruhun ve kalbin gıdasıdır. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır

İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır.

İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir.

Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz?

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır
(last modified 294 gün önce)
İslâmiyet Büyük İnsanlıktır İslâmiyet insâniyet-i kübrâdır (büyük insanlıktır). İnsanlık için gerekli en yüksek prensipler Kur’ân’da, hadislerde ve bunlardan ilham alınarak yazılmış kitaplardadır. Bu hakikati aklıyla keşfe çıkan Batı hümanistlik fanteziyle fıtratın özelliklerine yaklaşmıştır. Ancak sadece akıl ve hislerle hareket ettiği içini ifrat ve tefritten kurtulamamıştır. İnsani değerler İslâmiyet’in içindedir. Müslüman zulmetmez, zulme seyirci kalamaz; hak yemez, yiyenlere de iyi gözle bakamaz. İnsanlığın en temel bir ilkesi kendi dışındaki insana zarar vermekten kaçınmaktır. Hz. Peygamberin şu hadisi bunu veciz bir şekilde ifade eder: “Müslüman Müslümanların dili ve elinden emin oldukları kişidir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 3 (No. 10). Diliyle diğer kardeşlerinin gıybetini yapmaktan Müslüman nasıl kaçınmak durumundaysa eliyle ve güç-kuvvetiyle de onlara zarar vermekten sakınır. Müminler insanları olduğu kadar canlıları, çevreyi ve hemcinsleri için tabiatı da korumakla mükellef olduğu bilincindedir. Çevreye verilecek zarar neticede insanı rahatsız etmektir. İnsana zarar vermek onu incitmek ve ıstırap vermektir. Bu da helal değildir. Böyle bir zarar nasıl meydana getirilmektedir? Belki şu hadis bizi bu hususta muhtemel bütün hatalara karşı uyarmaktadır: “Allah’ın malını haksız olarak kullanan kimseler cehennem ateşini hak etmişlerdir.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Humus, 7 (No. 2950). Çevre Allah’ın mülküdür. O mülkte insan, hayvan ve görmediğimiz canlılar aleyhine nasıl tasarrufta bulunabiliriz? … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR İslâm Kolaylıktır

İslâm Kolaylıktır

Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır.

Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا

Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İslâm Kolaylıktır
İslâm Kolaylıktır
(last modified 300 gün önce)
İslâm Kolaylıktır Bir hayat ve fıtrat dini olan İslâmiyet’in en mühim özelliklerinden birisi kolaylık dini olmasıdır. İslâm’da asıl olan kolaylıktır. Onu katı emir ve yasaklar sistemi olarak takdim etmek yanlıştır. Bu tarz bir hareket insanların İslâmiyet’ten uzaklaşmasına sebep olur. Bu, İslâmiyet’i bir bütün halinde anlamamış olmanın da bir işaretidir. Çünkü İslam’ın emirlerini gönderen Rabbimiz insanların ruhi ve bedeni sıkıntılar içinde kıvranmasını değil, insanların huzur ve saadetini hedef almıştır. Bu husus pek çok âyet-i kerîmede ifade edilmiştir. Kur’ân hükümlerine ve sünnete bakıldığı zaman mesele kolaylıkla anlaşılacak kadar açıktır. Mevzuyla ilgili şu ayetler bize fikir vermeye yetecektir: “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.”el-Bakara 2/185. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَ, “O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”el-Hac 22/78. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍ, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”el-Bakara 2/286. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا Peygamberimiz de (s.a.v.) değişik vesilelerle İslâmiyet’in kolaylık üzerine bina edildiğini ifade etmiştir. Onu zorlaştırmaya çalışanları ya da dünyadan el etek çekerek dünyevi meşru nimetleri bile terk edenleri ikaz etmiştir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İçerik bulunamadı.