Senkronize edildi.

Doç. Dr. Veysel KASAR İmtihanların Sebebi

İmtihanların Sebebi

“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.

Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.

Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İmtihanların Sebebi
İmtihanların Sebebi
(last modified 294 gün önce)
İmtihanların Sebebi “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211. Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor. Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Günahlara Tövbe

Günahlara Tövbe

“İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 8 Eylül 2024), Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir.

Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür.

İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Günahlara Tövbe
Günahlara Tövbe
(last modified 294 gün önce)
Günahlara Tövbe “İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.”Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nûriye (Erişim 8 Eylül 2024), Şule, 309. İnsan fıtratındaki acizlik, zafiyet ve mahviyetine bakıp Allah’a dua, ibadet ve tazarruyla vazifeli olduğunu unutmamalıdır. Günahlar Allah’ı unutmanın bir neticesidir. Allah’a isyan, nankörlük ve gaflet gibi değişik şekillerde tasnif edilen günahların mümini ümitsizliğe sevk etmemesi gerekir. Allah (c.c.) Kur’ân’da ümitsizliği yasaklıyor. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri günahkâr müminlere samimi tövbe ve nedamet göstermesi kaydıyla müjde ve ümit dolu ifadelerle süslüdür. İslâm alimleri şirk ve küfür dışındaki bütün günahları Allah’ın affedeceğini belirtmiştir. Allah’ın insanı daha dünyadayken de affetmesi caizdir. Fakat günahkâr müminin günahından dolayı Allah’a tövbe etmesi vaciptir. Vacibi terk ederek ölmek de ayrı bir günahtır. Bu sebeple tövbeye müracaat etmek müminin bir vazifesidir. Neticede günahkâr olarak ölen müminlerin Allah’ın affetmesi gerçekleşmezse ayet hadislerden çıkarılan neticeye göre cehennemde cezasını çektikten sonra cennete alınacaklarına dair Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Şimdi bu prensip seviyesindeki ifadelere kaynaklık eden ayet ve hadislerden bazılarını nakledelim: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”en-Nûr 24/21. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِـعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَداً وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Günah, Korku ve Ümit Dengesi

Günah, Korku ve Ümit Dengesi

İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî et-Tûsî Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn (Beyrut: Dârü’l-Ma’rife), 4/143.

Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin.

Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Günah, Korku ve Ümit Dengesi
Günah, Korku ve Ümit Dengesi
(last modified 263 gün önce)
Günah, Korku ve Ümit Dengesi İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî et-Tûsî Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn (Beyrut: Dârü’l-Ma’rife), 4/143. Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin. Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gıybet ve Neticesi

Gıybet ve Neticesi

Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar.

Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz.

Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gıybet ve Neticesi
Gıybet ve Neticesi
(last modified 294 gün önce)
Gıybet ve Neticesi Gıybet kendisi hakkında konuşulan kişi hakkını helal etmedikçe Allah’ın da af etmediği bir günah kabul edilmiştir. Çünkü kul hakları karşılıklı anlaşmayla ortadan kalkar. Diliyle başkası aleyhinde olanları konuşmak suretiyle diğer bir Müslümana eziyet etmek olan gıybet Müslümanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Bu, meşru bir sebep bulunmadıkça can, mal ve ırza zarar vermek gibi bir haramdır. Toplumda haram mefhumu ilk anda faizi ve kumarı çağrıştırır. Fakat günlük konuşmalar esnasında bile nice haramlara bulaşıyor ve vebal altına giriyoruz. Dille yapılan eziyet de o kadar mühimdir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir defasında “En faziletli Müslüman kimdir?” sorusuna “Müslümanların elinden ve dilenden zarar görmediği kimsedir.” cevabını vermiştir.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Îmân, 4 (No. 11). Müminin bir anlamı da başka bir mümin insanı kendinden emin kılmaktır. Gıybet bu anlama ters bir harekettir. Gıybeti küçümseyen ve günah olma keyfiyetini ıskalayan insan diğer mümin kardeşinin haysiyet ve şerefini başka insanların gözünde yere düşürme fiilini aleni olarak yapmış olmaktadır. Bunu çoğu zamanda şaka gibi bir masum gerekçeyle işlemektedir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü

Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü

İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır.

Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir.

Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü
(last modified 294 gün önce)
Yaşama Hakkı ve İnsan Zulmü İnsan için en aziz şey yaşama hakkıdır. Yaşama hakkına sahip olmayan diğer haklardan da mahrum olur. Hayatı emniyet içinde olmayan insan diğer vazife ve haklarını da yerine getiremez. İslâm insanın en tabii hakkı olan yaşama hakkını hukukun teminatı altına almıştır. Fertlerin yaşama hakkını garantilemek üzere de bazı tedbirler vardır. Manevi müeyyidelerden olmak üzere adam öldürmek en büyük günahlardan sayılmıştır. Kur’ân “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın.”el-İsrâ 17/33. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde “Bugün ve bu ayın ve bu beldenin nasıl dokunulmazlığı varsa kanlarınızın ve mallarınızın da aynı şekilde dokunulmazlığı vardır.” buyurmuştur.Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Hudûd, 9 (No. 6403). Kâbe ve Hac mevsiminin kutsiyeti olduğu gibi insan kanının ve malının da kutsi bir değeri olduğuna dikkat çekmiştir. Kur’ân nazarında cinayet ve katil en büyük günahlardan olduğu için bir masumu öldüren kişi binlerce insanı öldürebilecek şekilde tasvir edilir. Mâide Suresi’nde insanın nihayetsiz zulüm işleme kabiliyeti şu ifadeyle anlatılır: “Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o, sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birinin (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”el-Mâide 5/32. مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاً وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Sabah Bir Haşirdir

Sabah Bir Haşirdir

Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler.

Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir.

Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sabah Bir Haşirdir
Sabah Bir Haşirdir
(last modified 294 gün önce)
Sabah Bir Haşirdir Hayat sabahla başlar. Sabah yeniliktir, aktivitedir, canlılıktır; bezginlikten ve uyuşukluktan kurtulma ve her işe canla başla tekrar sarılma zamanıdır. Berekettir, bolluktur, hayırdır sabah. Çünkü seherde melekler yer yüzündedir. Namaz kılan, rızık peşinde koşan ibâdet ü tâat üzere olanlara dua ederler. Sabahın en mühim yanı günün başlangıcı olmasıdır. Vakitlere ayrılarak farz kılınmış olan namaz sabahla başlar. Beş vakit namazın en kısası sabah namazıdır. Fakat sabah namazıyla ilgili şiddetli ikazlar yer almıştır. Hatta hadiste Allah’ı görme nimeti anlatılırken sabah namazıyla irtibatlandırılmış ve müminler “Siz Rabbinizi görmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Eğer sabah ve ikindi namazını kaçırmamak elinizde ise hemen bunları kılmaya çalışınız.”Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 15 (No. 529). şeklinde ikaz edilmiştir. Rabbimiz Kur’ân’da yıldızlara, geceye ve sabaha yemin etmektedir. Sabahla ilgili de “Ant olsun ağardığı zaman sabaha ki…”et-Tekvîr 81/18. وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ denilerek sabahın ağarması ve aydınlığı “teneffese (nefes almak)” kelimesiyle ifade edilmiştir. “Tenefesse” sabahın ağarması ve şafağın sökmesi manasındadır. Çünkü gecenin zulmetinden insanlara arız olan gam, keder ve hüzün sabah vaktinin ziyası ve latif rüzgârıyla zail olur (yok olup gider). Böylece nefesi daralmış insanın geniş bir nefes almasına işaretle sabahın ağarması “teneffese” kelimesiyle ifade edilmiştir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Mümine Ölüm Sevimlidir

Mümine Ölüm Sevimlidir

Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile.

Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar.

Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur.

– Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir.

– Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar).

– Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.

– Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Mümine Ölüm Sevimlidir
Mümine Ölüm Sevimlidir
(last modified 294 gün önce)
Mümine Ölüm Sevimlidir Her gün binlerce insan “el-Mevtü hakkun (ölüm haktır).” hükmüne imza basıyor. Fakat biz “Her nefis ölümü tadıcıdır.” fermanı kapımızda okunmadan ölümü görmek istemiyoruz. İnsan musibette ve elemde hep başkalarını düşünmeye meyillidir. Sanki ölümle aramızda kaleler var da semtimize hiç uğrayamayacakmış gibi hareket etmeye alışmışız. Bütün bunların gerçek olmadığını görmek için bir anlık kaza ya da bir bahane yetip artıyor bile. Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden evvel ölünüz.” demekle nefsimizi hesaba çekmeye çağırmıştır. Ehl-i hakikat insanlar için ömrü bulunduğu bir an, hatta lahza olarak görmüş ve hayatın pek kısa bir müddet olduğuna işaret etmişler. Fakat insan menfaatine düşkün ve nefisperesttir. Et ve kemik yığını olan vücudunu demirden polat zanneder ve öylesine âşıkâne bir sevgiyle fani hayata sarılır, ta ki ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedene kadar. Ne hayattan ne de vücuttan elimizde bir şey kalmayacak ve bunlara da gerçekten sahip değiliz. Bu hakikati şu cümlelerden çok açık şekilde anlamak mümkün: “Ey insan! Sen kendine malik (sahip) değilsin. Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr (her şeye gücü yeten), rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zü’l-Celâl’in (rahmeti her şeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zatın) memluküsün (kulusun). Öyle ise sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren odur, idare eden de odur. – Hem dünya sahipsiz değil ki. Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini (korkularını) düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir. – Sen de misafirsin; fuzuli olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedâr memurdurlar, bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah’ın) nazarındadırlar (gözetimi altındadırlar). – Onların âlâm (elemler) ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. – Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan ta taun (salgın hastalık) ve tufan ve kaht (kıtlık) ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz; Rahîm’dir, rahimiyeti (merhamet ediciliği) çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Mebhas, 866. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Fitneler Karşısında

Fitneler Karşısında

Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır.

İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812).

Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263).

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Fitneler Karşısında
Fitneler Karşısında
(last modified 294 gün önce)
Fitneler Karşısında Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanütü; dayanışma ve kaynaşmayı sarsan fitneler insanlık tarihiyle birlikte başlamış, kıyamete kadar da devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi devam ettiği müddetçe yılan gibi zehirlemekten zevk alan bir kısım fitneciler fitnelerini, hile ve desiselerini sürdürmekten vazgeçmezler. Şeytanın oyuncağı olan bu insanlar her devirde çıkacak iman sahipleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalışacaktır. İki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda hutbesinde ümmet üzerinde oynanan ve oynanacak olan bu oyunlara şöyle dikkat çekiyordu: “Şeytan namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümit kesmiştir. Ancak aralarında fitne çıkarmak suretiyle birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri kalmayacaktır.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Sıfatü’l-Kıyâme, 65 (No. 2812). Bu hadis bize fitnenin sadece inkârcı cereyanlarla yürümediğini müminler arasında da dehşetli fitnelerin olabileceğini göstermektedir. Müminler arasında zuhur eden ve etmesi mümkün fitneler karşısında nasıl hareket edilmelidir? Bunun ölçüsünü de yine Resulullah (s.a.v.) koymuştur. Hakka-hakikate uymak ve hakkın hatırını nefsin hatırından yüce tutmaktır. Bir hadiste yine Efendimiz (s.a.v.) işaretle şöyle buyurur: “Mesut ve bahtiyar olan fitnelerden uzak kalan ve musibetleri sabırla karşılayabilendir. Fitnelere sebep olan ve bulaşanların vay haline!”Ebû Dâvûd, es-Sünen, Fiten, 2 (No. 4263). … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır

Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır.

Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır
(last modified 294 gün önce)
Kur'ân Gönüllerin Gıdasıdır Kur’ân manası düşünülerek okunmalıdır. Ondaki ilâhî prensipler ve kıssalar insan içindir. Kur’ân en büyük terbiye vasıtasıdır. Ondaki kutsiyet vicdanları tahrik eder. Gönlün, kalbin, hissin ve insandaki diğer latifelerin inceliklerine işleyerek tesir icra eder. Kur’ân’daki şu ulviyete ulaşmak için de mümkün olduğu nispette manası bilinerek okunmalıdır. Kur’ân’ı insan dışında meleklerin ve cinlerin mümin taifesinin de dinledikleri bir vakıadır. Kur’ân’daki bazı sureler vasıtasıyla cin ve şeytanların şerrinden insan muhafaza edilir. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin yaptıkları sihirden Felak ve Nas sureleri vesilesiyle kurtulduğu biliniyor. Bu surelerin manası da çok manidardır: “De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’”el-Felak 113. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ٭ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ٭ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ٭ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ ٭ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ Bu surede büyücülerin ve cinlerin şerrinden ve karanlıkta gecenin ve içindeki diğer mahlukatın şerrinden Allah’a sığınılması emredilir. Diğer surede de cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden Allah’a sığınmamız emrediliyor.en-Nâs 114. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ٭ مَلِكِ النَّاسِ ٭ اِلٰهِ النَّاسِ ٭ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٭ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِ ٭ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Kur’ân’da en güzel duaların bulunduğuna şu iki sure küçük bir misaldir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Doç. Dr. Veysel KASAR Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi

Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti.

Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti.

Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir.

… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi
(last modified 294 gün önce)
Gecelerin Sultanı: Kadir Gecesi Bu gece ulviyetini Kur’ân’ın topluca dünya semasına indirilmesinden almaktadır. Rabbimiz Kur’ân’da bu geceyi anlatan tek bir süre indirmiştir. O surede “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”el-Kadr 97/3. لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ diyor. Kadir Gecesi hakkında müstakil bir sure indirilmiş olması ona verilen ehemmiyeti anlatmaya yeter. Kur’ân müfessirlere göre dünya semasına bu gece indirilmiş, sonra da peyderpey Resulullah’a (s.a.v.) yirmi üç yılda vahyedilmişti. Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silahlı olarak mücadele ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca kendi amellerini zayıf görmeye başladı. Bunun üzerine de Kadir Suresi indirilmişti. Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) İsmâîloğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiçbir günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zatın Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Zekeriyyâ (a.s.), Hz. Hazkîl (a.s.) ve Hz. Yûşa’ (a.s.) olduğu rivayet edilir. … Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

İçerik bulunamadı.