
İmtihanların Sebebi
İmtihanların Sebebi
“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.
Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.
Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
İmtihanların Sebebi

1 yıl önce(last modified 293 gün önce)
İmtihanların Sebebi
“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (Erişim 9 Eylül 2024), On Üçüncü Söz, İkinci Makam, 211.
Kadın cinsi Rabbimizin erkekle birlikte hayatı birlikte yaşamak ve kulluğu birlikte yapmak için yaratılmış bir kul olmasına rağmen günümüzde hür yaşama ve serbestlik adına genç erkekleri hayvani arzuların zebunu haline düşürmek ve beyinleri uyuşturmanın bir aracı yapılmıştır. Gençler açık saçıklıkla zehirleniyor.
Genelde herkese, özelde Müslüman gençlere hitap eden şu cümlenin hayati bir ehemmiyeti vardır: Hayatın gerçek tadı imanda, farzları yaşamakta ve haramdan çekinmektedir. Çünkü insana verilen her bir aza Cenâb-ı Hakk’ın emanetidir. Kıymetli birer cihaz olan şu emanetleri onun rızası dairesinde kullanırsak mutlu ve huzurlu oluruz.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Günah, Korku ve Ümit Dengesi
Günah, Korku ve Ümit Dengesi
İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî et-Tûsî Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn (Beyrut: Dârü’l-Ma’rife), 4/143.
Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin.
Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günah, Korku ve Ümit Dengesi

1 yıl önce(last modified 263 gün önce)
Günah, Korku ve Ümit Dengesi
İslâmî hayatta Müslümanın dikkat etmesi gereken bir mesele havf-reca (korku-ümit) dengesidir. Müslüman; Allah’ın azabından, ikap ve kahrından korkan; onun merhamet, mağfiret, lütuf ve ihsanlarını da hatırından çıkarmayan insandır. İmam Gazâlî “Bir kulun Allah’tan mağfiret ümidi tarla sahibinin mahsul ümidi gibi olmalıdır.” der.Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî et-Tûsî Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn (Beyrut: Dârü’l-Ma’rife), 4/143.
Mahsul almak için gerekli şartları hazırlayan insan ümitlidir. Susuz ve çorak bir araziye tohum ekip ara sıra yağan yağmur sağanaklarından ümit beklemek de faydasızdır. İman tohumu da devamlı şekilde itaat suyuyla beslenmeli ve kalp kötü huylardan temizlenmeli ki insan Allah’ın merhametini ümit etsin.
Bir ayette “Allah’tan ancak kulları içinden alim olanlar korkarlar.”Fâtır 35/28. اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا buyrulur. İnsanın muhasebe, murakabe ve mücahadesinin kuvveti kalbinin cehennemin elem ve ateşi hakkındaki korkunun kuvveti nispetindedir. Korku da Allah’ın Celâl ve Kahhâr gibi sıfatlarını bilme derecesiyle ilgilidir. Yani ilim insanda korkuyu netice vermelidir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Günah Kime Karşı?
Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Günah Kime Karşı?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Günah Kime Karşı?
Müslüman için günah-sevap mefhumunu değerlendirmede ölçü ne olmalıdır? Allah’ın afv ve merhametinin genişliği günahlar hakkında nasıl ele alınması gerekir? Bir tarafta kul olarak işlenen günahlar diğer yanda Kur’ân ve Sünnette yer alan bir gerçek. Bazı alimler bir Müslümanın günahlarını üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi görmesi gerektiğini söyler. Bu duyarlılığı gösterenler içinde nifak hastalığı olanların da günahları burnu üzerindeki sinek kadar hafif ve ehemmiyetsiz gördüğünü ifade ederler. Tabii ki ikinci gruptaki bir hale maruz kalmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Hz. Ebû Bekir (r.a) “Günahın büyüklük ve küçüklüğü değil, kime karşı işlenmiş olduğu mühimdir.” demiştir. Şu yüksek ruh halinden her birimizin hissesi olabilir. Çünkü bir şey tamamıyla elde edilmezse tamamen de terk edilmez.
Günah-sevap meselelerinde murakabe sahibi olduğumuz kendimizi muhasebeye çektiğimiz nispette imanın hazzına varırız. “Nasıl olsa namaz kılıyorum, Allah günahlarımı affeder.” demek tehlikelidir. Böyle bir tavır Müslümanda bir müddet sonra vurdumduymazlık yapar. Bu da İslâmî hayatı aşındırır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Din Nasihatten İbarettir
Din Nasihatten İbarettir
Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.
Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Din Nasihatten İbarettir

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Din Nasihatten İbarettir
Dini meseleleri anlatmak makam ve vazife İtibarıyla nerede bulunursa bulunsun herkesin vazifesidir. Müslümanlar kendi arasında da vazifelidir. Hakkı tavsiye, sabra teşvik ve gerçeğin tahkiki müminlerin birbiri üzerindeki hak ve vazifelerinden sayılır.
Asr Suresi’nde Cenâb-ı Hak asra yemin ederek şu meseleye dikkat çeker: “Ant olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).”el-Asr 103. وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ ٭ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İman etmeden İslâmî manada necata ulaşmak zaten mümkün değildir. Güzel işlere, hayır hasenata, Hakkın yayılması, insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun iş ve hükümlerin kabul görmesine çalışmak da kurtuluş için esas alınan şartlardandır.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir

1 yıl önce(last modified 272 gün önce)
Zekatı Verilmeyen Mal Azap Sebebidir
İnsan hayata karşı hırslıdır. Hiç ölmeyecek gibi dünyayı sever ve hayata perestiş eder. Halbuki dünya ile ahiret arasındaki perde gayet incedir. Her an ebedî âleme sevkiyat belgesi olan ölüm fermanı eline verilip hayattan terhis edilebilir.
Mal ve dünyevi arzuları tatmin hırsı genç kalır. İnsan fiziken çöker, ihtiyarlanır ve ölür. Fakat ihtiyarlığa karşı genç kalan üç gerçek yaşama arzusu, hayat hırsı ve paraya tamahtır. Resûl-i Ekrem de (s.a.v.) buna dikkat çekmiş, “Âdemoğlu büyür, onunla beraber mal sevgisi ve uzun ömür arzusu da büyür.” demiştir.Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 115 (No. 1047). Bir başka hadisinde de “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir vadi daha olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doldurur buyurmuştur.”Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Zekât, 116 (No. 1048).
Ömrü bereketlendiren uhrevi hayat semeresi olan işlerdir. İnfak ve tasadduk gibi… Veren elin alan elden üstünlüğüne dikkat çekmiştik. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tasaddukun Allah yanındaki kıymetine dikkat çeken oldukça manalı bir hadisi de şöyledir: “Üç kısım el vardır: Bunların en yükseği Allah’ın kudret elidir, ortası sadaka verenin eli, en aşağısı ise sadaka alanın elidir. Siz sırtıyla odun satmak pahasına da olsa iffet ve nezahet gösterin.”Ebü’l-Kâsım Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb b. Mutayr el-Lahmî eş-Şâmî Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (Riyad: Dâru’s-Samîî, 1415/1994), 17/110 (No. 269).
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Musibetlerin Dili-2
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Musibetlerin Dili-2

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Musibetlerin Dili-2
Musibetin bir başka hikmeti de özellikle mümin için Allah’ın bir ihtarı ve kulun kusurlarına dünyada ceza vermesidir. Cenâb-ı Hak bazen mümin kulunu günahlardan uzaklaştırmak ve günahlarını temizlemek için hastalık ve musibetlere maruz bırakır. Kul başına gelen hadiselere bakarak onların hikmet ve sebeplerini düşünür, kusurlarından döner.
Kâfirler yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görür, küfürlerinin cezasını ise ahirette alırlar. Mümin kul ise yaptığı küçük günahların ve maruz kaldığı hataların cezasını henüz dünyadayken çeker ve böylece Allah’ın huzuruna kusurlarından arınmış olarak gider. Hayır ve iyiliklerin mükafatını da ahirette alacaktır. Bu açıdan bakılırsa her musibet mümin için “İşlenen bir hatanın neticesi, istikbalde alınacak bir mükafatın ise başlangıcıdır.” Buna musibetin kader yönü de denebilir. Cenâb-ı Hak da bu hakikate işaretle şöyle buyurur: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”en-Nisâ 4/79. مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ
Bu meseleyle ilgili bir başka âyet-i kerîme ise şu mealdedir: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde ‘Bu, nereden başımıza geldi?’ dediniz, öyle mi? De ki: ‘O (musibet) kendinizdendir.’”Âl-i İmrân 3/165. اَوَلَمَّٓا اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Hangi Tevekkül Doğru?
Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Hangi Tevekkül Doğru?

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Hangi Tevekkül Doğru?
Kur’ân insanın dünyevi ve uhrevi hayatını birlikte düzenler. İlâhî kitaplar Allah’ın kullarından razı olacağı emirleri bildirirken insanların maddi hayatını da fıtri bir seyir altına alır. Bu cümleden olarak Kur’ân’ımızda hem ruhi hem fizikî hem de beşerî bütün ihtiyaçlarımıza cevap verecek dertlere deva, gönüllere şifa reçeteler bulunmaktadır. Fakat bunlardan bir kısmı inceleme ile bir kısmı da insanın Allah ile ilişkisi sayesinde hissedilir, anlaşılır.
Yanlış anlaşılan mefhumlardan birisi de tevekküldür. Müslümanlar “Bir lokma, bir hırka.” deyip uzlete çekilmiş insanlar mıdır? Yoksa “Dünya ahiretin tarlasıdır.” diyerek dünyevi nimetlerden hissesini unutmayan basiretli kimseler mi? Elbette ikincisi olmak durumundadır. Fakat yıllardır mütedeyyin insanları maddi imkânlardan mahrum etmek isteyen gizli bazıları bu zehirli anlayışı haksız şekilde Müslümanlara mal etme gayreti içinde olmuştur. Pek az da olsa hâlâ bugün Kur’ân’a ters olan şu mantığa sahip kimseler bulunabilir.
Kur’ân bize tevekkülü emrediyor. Çünkü tevekkül edebilmek imanın bir derecesidir. Hadislerde tevekkül edip Allah’a dayanan insanların faziletlerinden bahsedilir. Gerçek de o ki tevekkül etmek bir vazife ve imandan bir parçadır. Fakat tevekkülü doğru ve isabetli tatbik etmek gerektir.
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.

Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.
Tevekkül ve Ruh Sağlığı

1 yıl önce(last modified 300 gün önce)
Tevekkül ve Ruh Sağlığı
Tıp otoriteleri, sosyolog ve psikiyatr uzmanları insan sağlığında moralin ve ruh halinin önemine dikkat çeker. Ruh sağlığımız ile bedeni hastalıklar arasında yakın irtibat olduğu yaşanan bir gerçektir. Bu mevzuda dünyanın muhtelif araştırma kuruluşları tarafından ilmi etütler yapılmış ve ruh-beden ikilisinin bedeni ve maddi sağlığa etkide bulunduğu genel olarak kabul edilmiştir.
İnancımızda tevekkül gibi mühim bir hazine vardır. Anlamı Allah’a inanan ve işini bütün sebeplere ulaşıp uyguladıktan sonra kendine düşeni yapıp işin görünmez bağlantılarını Allah’a havale etmek ve neticeyi ondan beklemektir. Bu hakikat modern ilmin henüz varmadığı yüksek bir sağlık kaynağıdır.
Kur’ân’da insanı tevekküle Allah’a teslim olmaya çağıran ayetler sık sık geçmekte ve tevekkül hakikatinin insanda yerleşmesi hedef alınmaktadır. Bu ayetlerden bir kısmının meallerini almak istiyoruz: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”ez-Zümer 39/53. قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
… Bu içerik bir kitaba ait olduğundan dolayı tamamıyla görüntülenmeye açık değildir. Kitabı satın almak için tıklayınız.